'Hayattan koparılan Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Çağlayan’ı dinleyin.
Bu acı, yalnızca bir annenin değil; görmezden gelinen, denetimsiz bırakılan ve giderek çürüyen bir toplumun çığlığıdır.
Dizi ve filmlerde ahlak ve etik değerleri yok sayan;
mafya, çete, silah, şiddet ve çatışmayı olağanlaştıran,
emekle kazanılması mümkün olmayan lüks hayatları özendiren,
aşiret düzenini ve töre cinayetlerini meşrulaştıran yapımlar…
Bunları üreten yapımcılar kadar,
bunlara izin veren, denetlemeyen ve yayınlanmasını sürdüren kanallar da sorumludur.
Rap ile uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen “Sözde rap” adı altında;
uyuşturucuyu, silahı, çeteyi, mafyayı, pornografiyi ve kültürsüzlüğü pazarlayan elektronik müzik pazarlamacıları ve bunları dillendiren sözde müzisyenler kadar,
bu içeriklere göz yuman, yaptırım uygulamayan kurumlar da sorumludur.
Sosyal medyada, özellikle TikTok’ta;
para ve etkileşim uğruna kurgulanmış saçma meydan okumalarla
şiddeti, zorbalığı ve akılsızlığı teşvik eden içerikler üretilirken,
bunları düzenlemekle yükümlü olanlar nerede?
Bu tablo yalnızca bireylerin değil;
yıllardır kültür, eğitim, medya ve dijital alanı siyasi politikalarla dizayn etmeye çalışan,
ancak bu tür yapıları görmezden gelen,
gerekli hukuki yaptırımları uygulamayan iktidarın da sorumluluğudur.
Denetlemeyen, korumayan, önlem almayan;
gençleri şiddetten, uyuşturucudan ve yozlaşmadan koruyamayan
bir dönem yaşıyoruz.
Dün Ahmet, bugün Atlas…
Hayatları daha başlamadan sona eren
bizim çocuklarımız.'
sokakları suç makinesi dolu bir açık cezaevine çevirdiler.. caydırıcı cezalar yerine, sırtı sıvazlanan zorbaların hüküm sürdüğü bir düzen kurdular.. ağızlarından maneviyatı düşürmeyip, sokaklara vicdanı ve merhameti kurumuş bir kitleyi miras bıraktılar.. gençlerin geleceğini değil, öfkesini inşa ettiler
Bu ülkede hırt sorunu var, ne derseniz deyin. Bir tarafta el bebek gül bebek yetiştirilen çocuklar, diğer tarafta kontrolsüzce dünyaya getirilip sokağa salınanlar... Kimse 'onlar daha çocuk' demesin; öldürmeyi bilen çocuk olmaz.
Sıkıntılarımız çok büyük. İşim ve bireysel zevklerim gereği günümün yaklaşık en az 3-4 saatini tarih, sosyoloji, felsefe denkleminde okuma-araştırma yaparak geçiriyorum. Okudukça, öğrendikçe bireysel olarak aydınlanmamdan duyduğum mutluluk maalesef eş zamanlı olarak toplumca da ne kadar karanlıkta olduğumuz idrakım altında eziliveriyor. Böyle bir şeyin olabileceği bir coğrafya değil burası ama hepimiz el ele verip "hadi her şeyi düzeltelim" bilincine erişsek dahi en az 2 nesil sonra düzlüğe çıkabileceğimiz bir tahribat söz konusu belki. Sadece üzülüyorum, üzgünüm.