Türkiye’de Denizden Büyük Sulak Alan Yok Edildi: Kalan 39 Trilyon Dolarlık Alan Risk Altında

Türkiye’nin doğal zenginlikleri arasında hayati bir öneme sahip olan sulak alanlar, son yarım asırda alarm veren bir hızla yok oluyor. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle paylaşılan veriler, durumun vahametini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: Türkiye, son 60 yılda yaklaşık 2 milyon hektarlık sulak alanını kaybetti. Bu kayıp, Marmara Denizi’nin yüzölçümünün 1,5 katına denk geliyor. Ekosistemin akciğerleri ve su döngüsünün kalbi olan bu bölgelerin kuruması, sadece birer coğrafi kayıp değil; aynı zamanda iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve artan kuraklık riski anlamına geliyor.

Detaylar 👇

Sulak alanların korunması için atılan en önemli uluslararası adım, 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan "Ramsar Sözleşmesi"dir.

Türkiye’nin 1994 yılında taraf olduğu bu sözleşme, imzacılara sulak alanları koruma ve akılcı kullanma yükümlülüğü getiriyor. Bugün dünya genelinde 2 bin 400’den fazla 'Ramsar Alanı' bulunurken, Türkiye bu listede sadece 14 alanla temsil ediliyor. Ancak mesele sadece sayısal veriler değil, bu alanların binlerce yıllık kültürel mirası ve geleneksel bilgiyi barındırmasıdır. İnsanlık tarihi boyunca yerleşimlerin su kenarlarında kurulması, doğayla uyumlu kadim bir yaşam biçimini doğurmuştur. Bugün bu bilgi birikimi silindikçe, doğayla olan bağımız da kopuyor.

Sulak alanlar, sanılanın aksine sadece su birikintileri değildir. Ormanlar ve okyanuslar gibi devasa karbon yutak alanlarıdır.

Özellikle turbalıklar, atmosferdeki fazla karbonu hapsetme kapasitesiyle iklim değişikliğiyle mücadelede kilit bir rol üstlenir. Bu alanların yok olması, hapsedilen karbonun tekrar atmosfere salınmasına ve küresel ısınmanın tetiklenmesine neden olur. Öte yandan, sulak alan kaybı su döngüsünü doğrudan bozarak kuraklık riskini artırmakta, yeraltı sularının plansız kullanımı ise obruk oluşumu gibi kalıcı çevresel felaketlere davetiye çıkarmaktadır.

Kıyı deltalarından iç su göllerine kadar uzanan bu ekosistemler, nadir bitki türlerine ve su kuşlarına ev sahipliği yapar. Türkiye’nin göç yolları üzerinde olması, bu alanları göçmen kuşlar için vazgeçilmez birer durak haline getirir. Sulak alanların kuruması, kuşların yönlerini şaşırmasına, beslenme yetersizliği yaşamasına ve nihayetinde türlerin yok olmasına yol açar. Doğa Derneği verilerine göre Akdeniz Havzası’ndaki kayıplar yüzde 56’ya ulaşmış durumda. Tuz Gölü ve Konya Kapalı Havzası gibi bölgeler ise tamamen kuruma tehdidiyle karşı karşıya.

Sulak alan kayıplarının en temel sebebi, suyun yaklaşık yüzde 80’inin harcandığı kontrolsüz tarımsal sulamadır.

Vahşi sulama yöntemleri ve bölgeye uyumsuz ürün ekimi, Anadolu’nun damarlarını kurutmaktadır. Artık sadece 'korumak' yetmiyor; bozulan alanların eski haline döndürülmesi için 'restorasyon' çalışmaları zorunlu hale gelmiştir. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplumun ortak akılla hareket etmesi, bu sessiz felaketi durdurabilecek tek yoldur.

İlginizi çekebilir;

Büyük Fırtına Sonrası Binlercesi Sahile Vurdu: Balıkçılar Denizin Hazinesini Bedavaya Tek Tek Topladı!
TÜİK Türkiye'nin En Mutlu Şehrini Seçti: Büyükşehirleri Bile Solladı
Akıllara Durgunluk Veren Çözüm: Bu Çiftlikte Kimse İneklere Dokunmaya Cesaret Edemiyor!
İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

Kızılcık Şerbeti Seyircisi, Yeni Fatih Emre Dinler'e Yorum Yağdırdı
Avustralya'da Bir Kasaba Haraptar Köyü Gibi Halkıyla Satışa Çıkarıldı
Hakkında Yakalama Kararı Bulunan Barış Murat Yağcı, Survivor'dan Diskalifiye Edildi!