Fuar kapsamında düzenlenen tarım ve hayvancılık seminerleri, aslında sektörün entelektüel sermayesini artırmak için altın bir fırsattı. Ancak salonlardaki boş koltuklar, sektörün sadece 'ticaret' kısmına odaklandığını, 'bilgi' ve 'strateji' kısmını ise ihmal ettiğini gösteriyor.
Dünya hassas tarımı, dikey tarımı ve yapay zeka destekli hasat sistemlerini konuşurken, bizim seminer salonlarımızın boş kalması, sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda bir vizyon krizidir. Bilginin talep görmediği bir yerde, gelişim tesadüflere kalır.
'Bilgiyle beslenmeyen toprak, sadece toz üretir; refah değil.'
Hayvancılık ve Pamuk
Krizin İki Yüzü
Fuarın nabzını tutarken bölümlere ayırdığımızda manzara daha da netleşiyor:
Besicilik: Eskiden sürekli büyüme odaklı olan, ahırlarını büyütmek için yarışan işletmeler, bugün 'mevcudu koruma' derdine düşmüş. Girdi maliyetleri ve yem fiyatları, büyüme iştahını yerini durağanlığa bırakmış.
Pamuk Sektörü: 'Beyaz altın' üreticisi dertli. Fiyat dengesizliği ve üretim sürecindeki astronomik maliyet artışları, üreticinin emeğini yansıtmasına engel oluyor. Pamuk üreticisi, tarlasını ekmekle ekmemek arasındaki o ince çizgide yürüyor.
Pamukta 'Beyaz Altın' Neden Kararıyor?
Pamuk sadece bir tarım ürünü değil, tekstil sanayisinin de ana damarıdır. Buradaki krizin iki ucu var:
Küresel Rekabet ve İthalat Baskısı: Üretici maliyetlerle boğuşurken, yurt dışından gelen daha ucuz (ve bazen sübvanse edilmiş) pamuk, yerli üreticinin fiyat belirleme gücünü kırıyor.
Münavebe (Ekim Nöbeti) Çıkmazı: Pamuk eken çiftçi, toprağı yormamak için mısır veya buğdaya dönmek ister; ancak o kalemlerde de benzer maliyet krizleri olduğu için 'ne eksem zarar' döngüsüne giriliyor.
Girdi Çıkmazı
Sadece hayvancılık ve pamuk değil, tarımın diğer kollarında da benzer bir 'savunma hattı' kurulmuş durumda:
Hububat (Buğday/Arpa): Stratejik önemine rağmen, gübre ve mazot fiyatlarındaki oynaklık çiftçiyi 'garantici' olmaya itiyor. Toprağa atılan gübre miktarından kısıldıkça, verim ve kalite düşüyor; bu da ekmek fiyatından sanayiye kadar her şeyi etkiliyor.
Meyve ve Sebzecilik: Burada krizin adı Lojistik ve İşçilik. Tarla ile market arasındaki 4-5 katlık fiyat farkı üreticinin cebine girmiyor. Hasat döneminde çalışacak kalifiye işçi bulmak ise artık en az mazot fiyatı kadar büyük bir sorun haline geldi.
Tarım sektörü bir 'ölçek ekonomisi' krizinde. Küçük ve orta ölçekli işletmeler (hem hayvancılıkta hem pamukta) maliyetler karşısında ezilirken, sadece çok büyük ve teknolojik altyapısı güçlü olanlar 'verimlilik' sayesinde ayakta kalabiliyor. Bu durum, kırsaldan kente göçü hızlandırma riski taşıyor.
Sektörün Nabzı: 'Büyümek değil, bu yılı borçsuz kapatmak' en büyük başarı kriteri haline gelmiş durumda.
Kurtuluş Reçetesi
Bio-Enerji ve Tarım Endüstrisi
Tarımın sadece 'ekip biçmek' olmadığını anladığımız noktada gerçek dönüşüm başlayacaktır. Fuarın en parlak ışığı, bio-enerji tesislerine olan ilginin artmasıydı. Tarımsal atıklardan enerji üretimi, sadece bir çevrecilik projesi değil, aynı zamanda ülke kaynaklarının verimli kullanılması için devrimsel bir adımdır.
Tarımsal atıkların (hasat artıkları, hayvansal atıklar vb.) enerjiye dönüştürülmesi, çiftçiye ek gelir, sanayiye ucuz enerji ve doğaya nefes demektir. Devlet desteğinin bu noktada artırılması, tarımın endüstrileşmesi yolunda atılacak en somut adımlardan biridir.