Toprağın Sessiz Çığlığı

İzmir Tarım Fuarı ve Girişimcilikte Yeni Rota

3-7 Şubat 2026 tarihlerinde düzenlenen İzmir Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nın koridorlarında yürürken, zihnimde tek bir soru yankılanıyordu: 'Bir tarım ülkesi olarak, potansiyelimizin ne kadar gerisinde nefes alıyoruz?' 

Fuar alanı her zamanki gibi kalabalık, makineler her zamanki gibi parlak; ancak bu parlaklığın ardında hissedilen derin bir durağanlık var. Tarım sektörü, sanki büyük bir fırtınanın ortasında motoru stop etmiş bir gemi gibi, dalgaların üzerinde stabil kalmaya çalışıyor.

Fuarın Kimlik Değişimi

Tarım mı, İnşaat mı?

Fuar alanındaki ilk ve en çarpıcı gözlemim, sektörel sınırların birbirine karışmış olmasıydı. Geleneksel olarak pullukların, tohum makinelerinin ve traktörlerin domine etmesi gereken alanlarda, artık ekskavatörlerin, yükleyicilerin ve ağır sanayi ekipmanlarının ağırlığı hissediliyor.

İzmir, sadece tarımın değil, sanayi ve inşaatın da merkezi olma yolunda ilerlerken, tarım fuarı da bu dönüşümden nasibini almış. İş makineleri üreten firmalar, tarım dışındaki inşaat sektörüne uygun ürünlerini 'tarım fuarı' çatısı altında sergilemeyi tercih etmişler. Bu durum bize şunu fısıldıyor,

Sektörler arası geçişkenlik mecburiyetten mi doğuyor, yoksa tarım kendi başına dev makineleri finanse edecek gücü mü kaybediyor?

Katılımcı Profili ve Yabancı Sermayenin 'Gözlemci' Statüsü

Fuarın bir diğer düşündürücü yanı ise yabancı katılımcı oranındaki gözle görülür düşüş. Küresel pazarda 'Tarım Başkenti' olmaya aday bir İzmir’de, uluslararası stantların seyrekliği dikkat çekici. Yabancı yatırımcılar fuar alanında varlar, evet,  ancak 'katılımcı' değil, daha çok 'gözlemci' konumundalar.

Sektör paydaşlarıyla yaptığım görüşmelerde, sahadaki profesyonellerin pazarla ilgili negatif yorumları ve gelecek kaygıları, yabancı yatırımcının tedirginliğini körüklüyor. Sermaye, güven ister, istikrar ister. Eğer sahadaki çiftçi ve üretici 'Önümüzü göremiyoruz' diyorsa, dış yatırımcının elini taşın altına koymasını beklemek hayalcilik olur.

Seminerler ve "Bilgiye Mesafeli" Duruşumuz

Fuar kapsamında düzenlenen tarım ve hayvancılık seminerleri, aslında sektörün entelektüel sermayesini artırmak için altın bir fırsattı. Ancak salonlardaki boş koltuklar, sektörün sadece 'ticaret' kısmına odaklandığını, 'bilgi' ve 'strateji' kısmını ise ihmal ettiğini gösteriyor.

Dünya hassas tarımı, dikey tarımı ve yapay zeka destekli hasat sistemlerini konuşurken, bizim seminer salonlarımızın boş kalması, sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda bir vizyon krizidir. Bilginin talep görmediği bir yerde, gelişim tesadüflere kalır.

'Bilgiyle beslenmeyen toprak, sadece toz üretir; refah değil.'

Hayvancılık ve Pamuk

Krizin İki Yüzü

Fuarın nabzını tutarken bölümlere ayırdığımızda manzara daha da netleşiyor:

  • Besicilik: Eskiden sürekli büyüme odaklı olan, ahırlarını büyütmek için yarışan işletmeler, bugün 'mevcudu koruma' derdine düşmüş. Girdi maliyetleri ve yem fiyatları, büyüme iştahını yerini durağanlığa bırakmış.

  • Pamuk Sektörü: 'Beyaz altın' üreticisi dertli. Fiyat dengesizliği ve üretim sürecindeki astronomik maliyet artışları, üreticinin emeğini yansıtmasına engel oluyor. Pamuk üreticisi, tarlasını ekmekle ekmemek arasındaki o ince çizgide yürüyor.

Pamukta 'Beyaz Altın' Neden Kararıyor?

Pamuk sadece bir tarım ürünü değil, tekstil sanayisinin de ana damarıdır. Buradaki krizin iki ucu var:

  • Küresel Rekabet ve İthalat Baskısı: Üretici maliyetlerle boğuşurken, yurt dışından gelen daha ucuz (ve bazen sübvanse edilmiş) pamuk, yerli üreticinin fiyat belirleme gücünü kırıyor.

  • Münavebe (Ekim Nöbeti) Çıkmazı: Pamuk eken çiftçi, toprağı yormamak için mısır veya buğdaya dönmek ister; ancak o kalemlerde de benzer maliyet krizleri olduğu için 'ne eksem zarar' döngüsüne giriliyor.

Girdi Çıkmazı

Sadece hayvancılık ve pamuk değil, tarımın diğer kollarında da benzer bir 'savunma hattı' kurulmuş durumda:

  • Hububat (Buğday/Arpa): Stratejik önemine rağmen, gübre ve mazot fiyatlarındaki oynaklık çiftçiyi 'garantici' olmaya itiyor. Toprağa atılan gübre miktarından kısıldıkça, verim ve kalite düşüyor; bu da ekmek fiyatından sanayiye kadar her şeyi etkiliyor.

  • Meyve ve Sebzecilik: Burada krizin adı Lojistik ve İşçilik. Tarla ile market arasındaki 4-5 katlık fiyat farkı üreticinin cebine girmiyor. Hasat döneminde çalışacak kalifiye işçi bulmak ise artık en az mazot fiyatı kadar büyük bir sorun haline geldi.

Tarım sektörü bir 'ölçek ekonomisi' krizinde. Küçük ve orta ölçekli işletmeler (hem hayvancılıkta hem pamukta) maliyetler karşısında ezilirken, sadece çok büyük ve teknolojik altyapısı güçlü olanlar 'verimlilik' sayesinde ayakta kalabiliyor. Bu durum, kırsaldan kente göçü hızlandırma riski taşıyor.

Sektörün Nabzı: 'Büyümek değil, bu yılı borçsuz kapatmak' en büyük başarı kriteri haline gelmiş durumda.

Kurtuluş Reçetesi

Bio-Enerji ve Tarım Endüstrisi

Tarımın sadece 'ekip biçmek' olmadığını anladığımız noktada gerçek dönüşüm başlayacaktır. Fuarın en parlak ışığı, bio-enerji tesislerine olan ilginin artmasıydı. Tarımsal atıklardan enerji üretimi, sadece bir çevrecilik projesi değil, aynı zamanda ülke kaynaklarının verimli kullanılması için devrimsel bir adımdır.

Tarımsal atıkların (hasat artıkları, hayvansal atıklar vb.) enerjiye dönüştürülmesi, çiftçiye ek gelir, sanayiye ucuz enerji ve doğaya nefes demektir. Devlet desteğinin bu noktada artırılması, tarımın endüstrileşmesi yolunda atılacak en somut adımlardan biridir.

Teknoloji Tartışmaları

Tarımdaki teknolojik dönüşüm, fuarda farklı kampların oluşmasına neden olmuş. Bir grup, en modern sensörlerin ve otonom araçların gerekliliğini savunurken; diğer grup 'Biz daha gübreyi alamıyoruz, bu teknoloji kime?' sorusunu soruyor.

Burada fayda-maliyet analizi devreye girmeli. Teknoloji, sadece bir gösteriş aracı değil, verimlilik ve kaliteyi ölçen bir araç olduğu sürece değerlidir. Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Eğer bir teknoloji, bir dönümden alınan verimi matematiksel olarak artırabiliyorsa, o lüks değil zorunluluktur.

Kısa Vadeli Planlardan Yaşam Eğrisi Stratejisine

Tarım politikalarımızın en büyük çıkmazı, 5 yıllık kısa vadeli planlar veya günü kurtaran geçici çözümlerdir. Oysa tarım, doğanın kendi ritmi gibi uzun vadeli bir sabır işidir.

Bir strateji; tohumun toprağa atılmasından, onun bir yaşam döngüsü içinde filizlenip toplumsal bir faydaya dönüşmesine kadar olan tüm süreci kapsamalıdır. Bizim 5 yıllık planlara değil, 50 yıllık 'Milli Tarım Anayasalarına' ihtiyacımız var.

Tarımsal Girişimcilik

Teknokentlerden Toprağa Giden Yol

Gelelim yazımın asıl odağına: Girişimcilik. Bugün girişimcilik dendiğinde akla gelen ilk yerler Teknokentler, yazılım ofisleri ve dijital dünyadır. Genç yetenekler, enerjilerini mobil uygulamalara harcıyor. Ancak İzmir Tarım Fuarı’nda gördüm ki; bizim asıl 'Tarım Girişimcilerine' ihtiyacımız var.

  • KOSGEB'in Rolü: KOSGEB, küçük sanayi sitelerine hapsolmamalı. Tarımsal girişimcilik paketlerini modernize etmeli ve gençleri toprağa yönlendirecek teşvikleri artırmalıdır.

  • Topraktan Endüstriye Stratejisi: Toplam girişimcilik faaliyetleri içinde tarımın payı artırılmalıdır. Sadece 'çiftçilik' değil, tarımsal lojistik, tarımsal veri analitiği, bio-teknoloji ve yerli ekipman üretimi gibi alanlar girişimciler için bakir birer madendir.

'Girişimcinin zekası ile çiftçinin tecrübesi birleştiğinde, toprak altın doğurur.'

Yeniden Başlamak İçin Geç Değil

İzmir Tarım Fuarı'ndan ayrılırken hissettiğim duygu şu: Biz bir tarım ülkesiyiz, evet; ama bu mirası sadece geçmişe bakarak koruyamayız. Üreticinin dinlendiği, dertlerin yerinde tespit edildiği ve çözümün masa başında değil tarlada kurgulandığı bir döneme girmeliyiz.

Tohumun büyümesi için suya ne kadar ihtiyacı varsa, Türk tarımının da uzun vadeli stratejiye, genç girişimcilere ve umuda o kadar ihtiyacı var.

Yol haritamız belli olmalı:

  • Kısa vadeli çözümleri terk et, 20 yıllık stratejik plan yap.

  • Girişimcilik ekosistemini toprağa yönlendir.

  • Bio-enerjiyi tarımın can suyu yap.

  • Teknolojiyi 'lüks' olmaktan çıkar, 'verimlilik kriteri' haline getir.

Sanayi bir gün yorulabilir, binalar eskiyebilir ama karnını doyurmak zorunda olan insanlık için toprak her zaman tek kurtarıcı kalacaktır.

Instagram

LinkedIn

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

Hamsin Soğukları Başladı: Zemherinin Soğuklarını Mumla Arayacağız!
Maaşlardan Her Ay Yüzde 3 Kesinti Yapılacak! Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) Geliyor
Yusuf Demirkaya Fizik ve Astronomi Alanında Altın Madalya Kazanarak Dünya Birincisi Oldu