Tarihin Karanlık Noktalarını Merak Edenlere: İşte Hitler'in Hüküm Sürdüğü Yılları Anlatan 15 Kitap

22.07.2021
claude-cahun
Onedio Üyesi
2K
2

Nazi Almanyası, Almanya'nın 1933-1945 yılları arasındaki adı. Tarihin gördüğü en acımasız diktatörlerden Adolf Hitler'in hüküm sürdüğü bu dönemi İkinci Dünya Savaşı, milyonlarca Yahudi'nin katledilmesi, Nazi esir kampları ve burada yürütülen korkunç deneylerle az çok biliyoruz. Ancak bu dönemle ilgili çok fazla spekülasyon ve yalan iddia da var. Merak edenler için Nazi Almanyası'na ışık tutan 15 kitabı derledik. Buyurun içeriğe; 

Not: Kitaplara ait tanıtım yazıları tanıtım bültenlerinden alınmıştır. 

  1. Hitler Üzerine Notlar - Sebastian Haffner

“Almanları seviyor muydu Hitler? O Almanya’yı kendisi için seçmişti – pek de tanımadan ve aslında hiçbir zaman gerçek anlamıyla tanımadı da. Almanlar Hitler için seçilmiş ulustu, çünkü doğuştan gelen iktidar içgüdüsü manyetik bir pusula iğnesi gibi, Avrupa’nın o dönemdeki en büyük güç potansiyeli olarak Almanları gösteriyordu ki gerçekten de öyleydiler. Almanlar Hitler’i sadece bir iktidar aracı olarak ilgilendirdi. (…) Alman halkı o zamanlar hırslı bir ulustu – hırslı ve fakat siyasi açıdan ne yapacağını bilemez halde bir ulus ve bu ikisinin birlikteliği Hitler’e istediği şansı sunmuştu.”

Bir Alman’ın Hikâyesi’nin yazarı Sebastian Haffner’den, etkileyici bir Adolf Hitler portresi. Hitler üzerine hem bir analiz hem de bir duygusal değerlendirme: Onun Almanya’ya, Almanlar’a, insanlara, insanlığa “neler ettiğine” dair bir manevi muhasebe…

Kitap, Hitler’in hayat hikâyesinin ve icraatlarının, gayet veciz bir özetini sunuyor. Sadece özünü süzüp çıkarma anlamında değil, edebi anlatımıyla da veciz bir özet… Sonrasında, nasyonal sosyalizmin liderinin “başarılarını” ele alıyor Haffner; yani faşizmin bu en “yetkin” ve korkunç örneğinin nasıl mümkün olabildiğine bakıyor.

Oradan “yanılgılarına” “suçlarına”, “hıyanetine” geliyor. Yol açtığı “medeniyet faciası” ile insanlık değerlerine hıyanetten gayrı, bizzat Almanya’ya, Almanlar’a da hıyanet…

Üzerine çok yazılmış bir bahiste, özgün olmayı ve düşündürtmeyi başaran bir eser.

  2. Anne Frank'ın Hatıra Defteri - Anne Frank

Henüz küçük bir çocukken İkinci Dünya Savaşı’nın acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalan Anne Frank, 12 Haziran 1942’de günlük tutmaya başladı. Bu tarih, onun doğum günüydü ve günlüğü de yeni yaşına adanmış bir hediye… Sürgündeki Hollanda hükümetinin Kültür ve Bilim Bakanı Bolkenstein’ın radyoda yaptığı bir konuşmayı dinleyene kadar, sayfaları yalnızca kendisi için doldurdu. Bakan konuşmasında, gelecek kuşakların savaşın dehşetini anlayabilmesi, Almanların zulmüne şahitlik edilebilmesi için kayıt altına alınmış tüm belgelerin yayımlanması gerektiğini ifade ediyor, buna örnek olarak günlükleri gösteriyordu. Artık savaştan sonra bir kitap yayımlama hayalleri kuruyordu Anne, günlüğü de temel taşı olacaktı. Ne var ki henüz on beş yaşındayken, Bergen-Belsen toplama kampında hayatını kaybetti.  

 Ölümünden sonra yazdıklarını onun adına yayımlayan ise ailenin sağ kalan tek üyesi ve çok sevdiği babası Otto Frank oldu. O günden bu yana Anne Frank’ın Hatıra Defteri, dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir. 

 Anne Frank'ın doksanıncı yaşına adanmış bu özel baskıyı okurlarımızla buluşturmaktan onur duyuyoruz.

 “Günlük tutmak benim gibi biri için tuhaf bir duygu. Yalnızca daha önce hiç yazmadığımdan değil.  İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın aklından geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Fakat aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum.”

  3. İkinci Dünya Savaşı Tarihi - H. B. Liddel Hart

1919 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren Versay Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla, geride bırakılan dört yıllık yıkımın “bütün savaşlara son veren savaş” olarak anılacağı ve uygarlığın bir daha asla böyle bir yok edici çılgınlığa teslim olmayacağı temennisi bütün dünyada akıllara kazınmıştı. Ne var ki sadece yirmi yıl sonra çapı, dehşeti ve yok ediciliğiyle 1914-18 yıllarını kat be kat geride bırakan ikinci bir küresel savaş patladı. Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Almanya ile Rusya’nın içine savrulduğu devrimci radikalizm, muzaffer tarafta yer almalarına rağmen haksızlığa uğradıklarını düşünen İtalya ve Japonya’nın saldırgan revizyonizmi; bütün dünyayı sarsan 1929 ekonomik krizi ve imparatorlukların yıkılması ardından zincirinden boşanan militan milliyetçi yahut sosyalist ideolojiler bu felaketi adeta kaçınılmaz kılmışlardı. Birinci savaşta ortaya çıkan topyekûn savaş anlayışı, kitle imha silahları ile stratejileri ve totaliter yönetimler neticesi, 1945’te silahlar sustuğunda, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde üçüne tekabül eden 60 milyondan fazla insan ölmüştü. Bu, tarihteki en ölümcül savaştı.

  4. 60 Yıl Sonra Auschwitz - Annette Wieviorka

Auschwitz... Nazi zulmünün en somut hale geldiği birkaç yerden biri... Bugün halka açık; insanların gelip anılarını yaşattığı, yaşanılan vahşeti hiçbir zaman unutmamak için ziyaret ettikleri bir çeşit hac yeri. Yine de artık tarihî gerçeğinden, yani Yahudilerin sistematik olarak katledildiği bir kamp oluşundan kopuk, sadece sembolik bir anlam taşıyor... Annette Wieviorka ise bu kitapta Auschwitz'i inşaatından başlayarak, adım adım tarihî gerçekliğine geri döndürmeye çalışıyor. Başta Yahudiler, kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk bir milyondan fazla insanın yok edildiği kampın gelişimini, büyümesini, kısaca işleyişini gözler önüne seriyor. Öldürme ve yok etme mekanizması yetersiz kaldıkça yeni gaz odaları ve krematoryumların inşası için kullanılan esirleri, bu esirlerin kampa alınış prosedürünü, numaralanmasını, damgalanmasını, geçmişe ve orada bulunanların tanıklıklarına dönerek aktarıyor... İnsanlığın utanç sayfalarından birinin unutulup gitmemesi için...

  5. Bir Alman'ın Hikâyesi / Hatırladıklarım (1914-1933) - Sebastian Haffner

“Devlet, münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve bütün bunları yaparken her an yoğun bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Münferit şahıs bir kahraman olarak doğmamıştır, hele şehit olmak aklından bile geçmez. Sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır… Ama kendisinden talep edilenleri istemez, bu nedenle düelloyu kabul eder – pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz bir kararlılık içindedir de, yılmayacaktır.”

Nazilerin adım adım iktidara gelişini, “Yok canım, hiç olur mu?” denenlerin gerçek oluşunu yaşayan, sıradan bir Alman’ın tanıklığı… Politik olmayan, sertleşen siyasi mücadeleyi korunaklı bir konumdan izleyen, “Bana dokunmazlar,” diyen birisiyle karşı karşıyayız. Bu totaliter iktidarın nasıl herkese, her şeye, hayatın her alanına dokunduğunu yavaş yavaş, ürpererek fark ediyor, soluğu daralıyor. Bu kitap, o ürpertinin hikâyesi. Bir Alman’ın Hikâyesi, Nazizmi/faşizmi, teorik metinlerin ve tarih kitaplarının aktarmaya pek muktedir olamayacağı bir derinlik ve duyguyla anlamamızı sağlayan bir anlatı.

  6. Nazi Almanyası ve Yahudiler / Zulüm Yılları (1933-1939) Cilt 1 - Saul Friedlander

Tarihçi Saul Friedländer’in eseri, Yahudi soykırımı hakkında bir başyapıt olmanın yanında, Nazi ideolojisini ve iktidarını anlamak için anahtar kaynaklardan biridir.

1933-1939 arası dönemi ele alan bu ilk cilt, Nazi Almanyası’nda yaşamını sürdürmeye çalışan Yahudiler etrafındaki çemberin gitgide daralışını anlatıyor. Okura bu daralmayı hissettiren inanılmaz ayrıntılı bir tasvirle, bir korku rejiminin tablosunu çiziyor. Giderek takıntılı hale gelen bir takibat… Kurbanların çaresizliği… Kâh eğlenerek kâh korkarak olup biteni izleyen “seyirci” kitlesi… Kitap, nasyonal sosyalist Yahudi düşmanlığının, o zamana kadarki “geleneksel” anti-semitizmle farkı üzerinde duruyor. Nazi fanatizminin, nasıl bir girdap gibi felaketi derinleştirdiğini gösteriyor bize.

Friedländer, kurbanların korkularına ve çektikleri ezaya da dikkat eden, onları da konuşturan bir tarih yazımı yöntemini benimsemesiyle de dikkat çekiyor.

  7. Nazi Almayası ve Yahudiler / İmha Yılları (1939-1945) Cilt 2 - Saul Friedlander

“Birçok insanın neşe içinde olduğu ve dans ettiği, çok az insanın ise üzgün olduğu ve dans etmediği büyük bir salonda bulunmak gibi. Ve zaman zaman bu ikinci gruptaki az sayıda insan alınıp başka bir odaya götürülüyor ve boğuluyor. Salonda neşe içinde dans eden insanlar bunun farkına bile varmıyor. Aksine, görünen o ki bu onların neşelerine neşe katıyor ve mutluluklarını katlıyor…”

Eski Yunanca “yanmış bitmiş kül olmuş” mealindeki Holokost kelimesiyle de karşılanıyor. Yahudiler arasında Shoah diye anılıyor; İbranicede “belâ” anlamına gelen, İncil’de bir halkı topyekûn mahveden tarihsel ve doğal âfetleri anlatan kelimeyle… Yahudi Soykırımı, insanlık tarihinin en korkunç, en utanç verici suçlarından biri. Onca gaddarlık, onca kötülük arasında onu ayırt eden özelliği: sadece modern teknoloji ve endüstrinin imkânlarıyla değil, modern rasyonalitenin serinkanlılığıyla işlenmiş olması.

  8. Auschwitz Dövmecisi - Heather Morris

'Ben onun koluna bir dövme yaptım, o ise adını kalbime kazıdı.'

Slovakyalı bir Yahudi olan Lale Sokolov, Nisan 1942’de Auschwitz-Birkenau toplama kamplarına götürüldü ve Naziler tarafından diğer esirlerin kollarına, numaralarının dövmelerini yapmakla görevlendirildi. İki buçuk yıldan uzun bir süre esir tutulan Lale hem vahşete hem de inanılmaz sevgi ve cesaret eylemlerine tanık oldu. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan insanların hayatlarını kurtarmak amacıyla canını tehlikeye atarak ayrıcalıklı konumunu, katledilen Yahudilerden kalan mücevher ve paralar karşılığında yiyecek satın almak için kullandı. 1942 Temmuz’unda bir gün, 32407 numaralı Lale, koluna 4562 numarasının dövmesinin yapılması için titreyerek sırada bekleyen genç bir kadınla karşılaştı. O genç kadının adı Gita’ydı ve Lale onu gördükten sonra ne olursa olsun hayatta kalıp onunla evlenmeye yemin etti. 

Binlerce mahkûmun koluna Yahudi Soykırımı’nın en çarpıcı sembollerinden biri haline gelecek olan dövmeleri yapmakla görevlendirilmiş Lale Sokolov’un gerçek yaşam öyküsü, umudun, aşkın ve insanlığın en kötü, en karanlık şartlarda bile ayakta kalabildiğine dair güçlü bir kanıt.

  9. Holokost Endüstrisi - Norman G. Finkelstein

Holokost Endüstrisi kitabıyla dünya çapında büyük tartışma yaratan Norman Finkelstein Yahudi kökenli bir entelektüel. Naziler ailesinin bütün fertlerini katletmiş, babasını Auschwitz Kampı’na, annesini ise Majdanek Kampı’na göndermiş. Kısacası Finkelstein Yahudi Soykırımı’nın, yani Holokost’un bütün acılarını yaşamış. Ama bir itirazı var. Ailesinin ve sevdiklerinin çektiği acıların istismarına karşı çıkıyor. Hele hele bu istismarın ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’da yaptıklarını meşrulaştırmak için kullanılmasına isyan ediyor.

Finkelstein, elinizdeki kitapta Holokost’un acılarının hangi yollarla paraya çevrildiğini ve bu paranın gerçek Holokost mağdurlarından nasıl esirgendiğini anlatıyor. ABD’nin Yahudi lobisini ve İsrail’i nasıl kullandığını gözler önüne seriyor. Okuyucuyu timsah gözyaşlarına inanmaması için uyarıyor. İsrail’in yaptıklarına sessiz kalan birisinin Holokost’a karşı çıkışının samimi olamayacağını söylüyor.

  10. Hitler'in Kavgam'ı Üzerine Bir Analiz - Albrecht Koschorke

'Liderle destekçileri arasındaki ön kabul sağlam temellere oturuyorsa katıksız yalanlar da bir o kadar iyi iş görebilir. (…) Bu yalanlar, grubun ortak kimliğinin bir parçası haline gelir gelmez kendi yükümlülüklerini doğururlar ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi zaafiyet ya da ihanet addedilir. Tarih radikal hareketlere yön veren kişilerin kendi sözlerinin tutsağı haline gelmesinin örnekleriyle doludur. Yalanın hakikatle giderek artan çatışmasına karşılık artan grup içi baskılar bağlayıcı hale gelir, böylece başlangıçta ateşle oynayan bir retorikten ibaret olan ve farklı koşullarda sözel bir radikalizm olarak balonu patlayabilecek ifadeleri büyük bir ciddiyetle benimsemekten ve onlara sahip çıkmaktan başka bir seçenek bırakmaz.'

Hitler'in Kavgam'ının, içeriğinden ziyade, zihniyetiyle, edasıyla, ruh haliyle, 'ses tonuyla', nasıl etkili olduğunu anlatan bir çalışma… Faşizme damgasını vuran, 'irade' ve 'kararlılık' gösterisiyle fanatik dünya görüşünün bir tahlili… Bu fanatizmin hangi toplumsal alt üst oluş koşullarında, hangi hayal kırıklıklarına hitap ederek yeşerebildiğine ve özellikle 'yarı aydın' muhitlerde nasıl yayılabildiğine dair keskin bir gözlem… Bu küçük kitap, Hitler, Kavgam ve nasyonalsosyalist zihniyet dünyası hakkında, kısa-öz ve derin analizindeki başarısıyla takdir gördü.

  11. Mozart ve Naziler - Erik Levi

Dünyayı değiştiren bir çağın, Aydınlanma'nın dâhi bestecisi Mozart. Kısacık hayatına sığdırdığı büyük müzikal üretimi, masonlarla ilişkileri, borç içinde geçen hayatı, kimsesizler mezarlığında son bulan yaşamı ile hemen her dönemde gerek müzikologların gerekse de araştırmacıların ilgi odağı oldu.

Yazar Erik Levi, tarihin gördüğü bu büyük bestecinin, Nazi Almanyası'nda faşist rejimin çıkarları doğrultusunda insancıl ve kozmopolit dünya görüşünden soyutlanıp bir propaganda malzemesi haline nasıl dönüştürüldüğünü inceliyor. Dönemin dergileri, Goebbels'in günlükleri, Salzburg Festivali arşivleri, konuşmalar ve operalar arasından titizlikle seçilmiş belgelerle 'üstün Alman bestecisi' mitinin nasıl oluşturulup yaygınlaştırıldığını, hatta günümüze ne tür bir miras bıraktığını anlatıyor. Müzikle ilgilenenlerden Nazi Almanyası'nın kültür politikalarını merak edenlere, Mozart meraklılarından propaganda-siyaset ilişkisini inceleyenlere kadar hemen her okurun ilgisini çekecek sıra dışı bir Mozart çalışması.

  12. Nazi Diktatörlüğü - Ian Kershaw

“Nazizm üzerine yazılmış literatürün kapsamı o kadar geniştir ki uzmanlar bile başaçıkmakta zorlanırlar. Modern Alman tarihinde uzmanlaşmış öğrencilerin sıklıkla Nazizm’in karmaşık tarihçiliğini özümseyemedikleri ve akademik Alman dergilerindeki sayfalarda veya akademik monografilerde çoğu kez yürütülen yorumlama tartışmalarını takip edemedikleri açıktır. Kitabımı yazarken bu fikirden yola çıktım. Bu nedenle, tarihyazımının gelişimi hakkında bir açıklama yapmamakta ve tabiri caizse Nazizm tarihi hakkında hiçbir tarih sunmamaktadır. Aksine, kitabım Diktatörlük dönemiyle ilgili olarak, günümüzde Nazi Almanya’sı tarihçilerinin karşı karşıya kaldığı bir dizi merkezi yorum probleminin doğasını inceleme çabasıdır.” Ian Kershaw

Elinizdeki bu kitap, şimdiye dek Nazizm üzerine yazılmış olgu tarihçiliğinin ötesine geçen bir çalışma; kitap olgu tarihçiliğini ihmal etmeden Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nı kaybetmesinden günümüze kadarki Nazizm’in  tarihyazımı alanındaki tartışmalarına odaklanmakta. Liderlik kültü üzerine eğilip Hitler biyografileri ele alan klasik tarihçilikten sınıf eksenli okumaya odaklanan Doğu Alman tarihçiliğine; iki Almanya’nın birleşmesinden sonra tarihyazımının geldiği noktaya kadar özelde Alman tarihçilerin genelde ise Nazizm üzerine yazan tüm tarihçilerin yazdıklarından müteşekkil derin bir anlatı sunulmakta...

  13. Berlin'in Düşüşü 1945 - Antony Beevor

Yirminci yüzyılın en önemli savaşlarından bazılarını ele aldığı eserleriyle beğeni toplayan Antony Beevor, günümüzün en iyi bilinen ve saygın askeri tarihçilerden biridir. Eski Sovyet dosyalarından yeni elde edilen belgelerin yanı sıra Alman, Amerikan, İngiliz, Fransız ve İsveç arşivlerinden de yararlanan Beevor, ‘’Berlin’in Düşüşü’’ 1945’te Üçüncü Reich’ın can çekiştiği bir dönemde sıkışıp kalan milyonlarca insanın farklı deneyimlerini yeniden inşa eder. İntikamcı Kızıl Ordu ile kuşatılmış Nazi güçlerinin son kez çarpıştığı 1945 Ocak’ında yaşanan sarsıcı olayların sokak düzeyinde ve sürükleyici bir portresini sunar. Vahşet ve kuşatma altındaki bir şehrin umutsuzluğunu bütün sahiciliğiyle ortaya koyarken, az rastlanan olağanüstü insanlık ve kahramanlık anlarını da sergilemeyi ihmal etmez. Antony Beevor, “Stalingrad” kitabının ardından “Berlin’in Düşüşü 1945”te de aynı soruyu bir kez daha sormamıza neden oluyor. Savaşta “kazanan” taraf var mı gerçekten?

  14. Faşizm ve Kapitalizm - August Thalheimer, Otto Bauer, Arthur Rosenberg, Angelo Tasca

“Lümpen-Bohem kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk ve bezginlik iklimi, faşizmin oluşmasında ne kadar önemli bir faktör olarak belirirse belirsin, faşizm ortamının hazırlanmasında, faşizmin iktidara getirilmesinde, faşizmin uygulanmasında bütün kuklaların ipleri, son tahlilde, emperyalist finans kapitalin elinde bulunur.”

Marksist yazarlar August Thalheimer, Arthur Rosenberg, Otto Bauer ve Angelo Tasca'nın faşizm hakkındaki düşünceleri Prof. Dr. Rona Serozan tarafından bu kitapta toplandı. Günümüzde faşizmi anlamak ve yorumlamak için...

  15. Hitler'in Generalleri Konuşuyor - H. B. Liddel Hart

Çeşitli ülkelerin harp akademilerinde strateji ve taktik dersleri verip, askerî alanda otuzdan fazla kitap yazmış ve eserleri 19 dile tercüme edilmiş olan Liddell Hart, elinizdeki bu çalışmasında İkinci Dünya Savaşı’nın dünyayı değiştiren muharebelerini, onları tayin eden Alman general ve mareşalleriyle bizzat yaptığı röportajlar doğrultusunda, kendi ağızlarından aktarıyor.

Versay Antlaşması’nın sınırlayıcı hükümleri, Alman ordusunu Avrupa’daki diğer orduların aksine nasıl profesyonelleştirdi? Alman ordusu Nazi rejimini destekledi mi? Almanlar, Avrupa’nın büyük bölümünü tahayyülü güç bir süratle ele geçirmelerine imkân veren Yıldırım Savaşı, yani Blitzkrieg doktrinini nasıl benimsedi? Piyade odaklı muharebedense zırhlı birlikler ve hava kuvvetlerinin müşterek operasyonları ile hareket kabiliyetine dayalı mekanize harbi Alman ordusunda kimler destekledi, kimler karşı çıktı? Fransız ordusu ve Majino Hattı nasıl darmadağın oldu? Hitler, İngiliz ordusunun Dunkirk’ten kaçmasına neden izin verdi? Moskova banliyölerine kadar girmeyi başaran Alman ordusu Stalingrad, Kuzey Afrika ve Normandiya’da nasıl mağlup oldu? Generallerin Kızıl Ordu hakkındaki görüşleri neydi? Hitler ve generallerinin ihtilafa düştükleri hususlar nelerdi? Hitler’in zafer ve yenilgilerdeki payı neydi? Hitler’e suikast girişiminde bulunulduğu 20 Temmuz gününde orduda neler yaşandı? Almanya savaşı kazanabilir miydi?

Guderian, Manstein, Rundstedt, Student, Thoma, Bayerlein, Senger, Manteuffel, Heinrici, Kleist, Tippelskirch, Westphal ve Blumentritt gibi önde gelen Alman general ve mareşalleri, bu gibi hususları tanıdıkları ve itibar ettikleri Liddell Hart’a açık yüreklilikle anlatıyor. Hitler’in Generalleri Konuşuyor, geçtiğimiz yüzyılın önde gelen stratejistlerinden biri olan Hart’ın da değerlendirmeleriyle, okuyucuya İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin benzersiz bir deneyim sunuyor.

Bu içeriğe ait yorum yoktur
Bu içerikleri de okumak isteyebilirsiniz