Bir yanda özgürlük arayışı, diğer yanda disoryantasyon. Sosyal medyada da aynı ikilik geçerli. Kimi zaman bireyleştirir, kimi zaman tek tipleştirir. Kimi zaman cesaret verir, kimi zaman zihinsel yorgunluk üretir. Burnout, karşılaştırma kültürü, sürekli tetikte olma hali… Hepsi bu dijital sürünün yan ürünleri.
Herzog’un yaklaşımı burada öğretici: Ne romantize eder ne de ahlaki bir sonuç dayatır. Doğa “olduğu gibidir.” Sosyal medya da öyle. Ne tamamen iyi ne tamamen kötü. Ama etkisi inkâr edilemez.
Toros hikâyesinde fark şudur: Karabaş, Yalnız’ı bulur ve geri getirir. Hikâye umutla biter. Belki bu da bize şunu söyler:
Tam kopuş değil, bilinçli mesafe mümkündür.
Sürüden çıkmadan da sürüye körleşmemek mümkündür.
Belki bugün ihtiyacımız olan şey, penguen gibi ölüme yürümek değil; koyun gibi geri dönmek de değil. Nerede durduğumuzu fark etmek.
Bu yüzden, tam da bu dönemde, DİJİ-TAL İNSAN Zirvesi önemli. Çünkü sosyal medyayı kutsamak ya da şeytanlaştırmak yerine, onu birlikte düşünmek gerekiyor.
10 Şubat 2026 Salı günü, 09.00–17.30 saatleri arasında, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ev sahipliğinde gerçekleştirilecek etkinlikte; Yusuf Hacısüleyman, Prof. Dr. Uğur Batı, Osman Demircan, Alp Köksal, Devrim Danyal, Prof. Dr. Bilge Uzun, Ömer Çolakoğlu, Dr. Timur Yılmaz, Fulya Sarman, Doç. Dr. Mehmet Şakiroğlu ve Prof. Dr. Korkut Ulucan, sosyal medyanın bugünü ve geleceğine dair değerlendirmeleriyle katılımcılara kapsamlı ve çok boyutlu bir perspektif sunacak.
Belki de o gün, hep birlikte şu soruyu daha net soracağız:
Sosyal medya bizi sürüye mi katıyor, yoksa sürüden mi koparıyor?
Ve daha önemlisi:
Bu yürüyüşte yönümüzü kim belirliyor?