Bu da elde edilen sonuçların evrenselliği konusunda soru işaretleri yaratıyordu. Bu eksikliği gidermek amacıyla Alman araştırmacı Ina Grau ve ekibi, altı kıtada yer alan 65 ülkeden 15 binden fazla evli bireyin verilerini analiz etti. Katılımcılar; kişilik özellikleri, bağlanma stilleri, stres düzeyleri, saldırganlık eğilimleri ve evlilik tatminine ilişkin kapsamlı anketler doldurdu.
Araştırmanın sonuçları, yaygın kabulleri önemli ölçüde sarsıyor. Eğitim düzeyi, çocuk sayısı ya da düşük nevrotiklik gibi faktörlerin evlilik kalitesi üzerinde sanıldığı kadar etkili olmadığı görüldü. Buna karşılık, sorumluluk duygusu ve düşük saldırganlık düzeyi evlilik doyumunda çok daha güçlü bir rol oynuyor.
Daha da dikkat çekici olan ise, mutsuz bir evliliğin kültürler arası ortak üç temel göstergesinin net biçimde ortaya çıkması oldu: Partneri düzenli olarak görmezden gelmek, ayrılık ihtimali hakkında sık sık konuşmak ve duygusal yakınlığın zayıflaması. Araştırmayı yorumlayan yazara göre bu işaretler teoride açık ve anlaşılır görünse de, gerçek hayatta çoğu kişi bunları fark etse bile görmezden gelmeyi tercih ediyor. Aşık olma hâli, partneri gerçekçi bir gözle değerlendirmeyi zorlaştırabiliyor; bazı insanlar ise uyarı sinyallerini çok daha erken yakalayabiliyor.