İşte herkesi hayata dair derin düşüncelere daldıracak, okuduktan sonra etkisinden bir türlü kurtulamayacağınız; tiyatro edebiyatından 20 muhteşem alıntı...
İşte herkesi hayata dair derin düşüncelere daldıracak, okuduktan sonra etkisinden bir türlü kurtulamayacağınız; tiyatro edebiyatından 20 muhteşem alıntı...
Ama bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Mutluluk, bir kez geldikten hemen sonra azalır. Biraz zaman geçince hemen bitmeye yüz tutar. En sonunda da tükenir ve biz her zamanki ruh halimize döneriz. Tıpkı suya atılan bir çakıl taşının yüzeyde oluşturduğu dalgalar ve sonra o dalgaların giderek kaybolması gibi.
İnsanın eski huyu
Kendine hep bir put yapar
Oldum bittim böyle bu
Kendi yapar kendi tapar
Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. Ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. Aynı şey gülmek için de geçerlidir. Bizim kuşak için kötü şeyler söylemeyelim öyleyse, önceki kuşaklardan daha bedbaht değiliz çünkü.
Balık yemek isteyen ancak ayaklarını ıslatmaktan korkan zavallı kedi gibi isteği korkuya köle mi etmek istiyorsun?
Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya, hizmetçi kadını 'Sen' diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar. Doğru dürüst öğrenim görmezler, ciddi hiçbir şey okumazlar, hemen hemen hiçbir şey yapmazlar, bilimin sadece sözünü ederler, sanattan pek az anlarlar. Hepsi ciddidir, hepsinin yüzünden düşen bin parçadır, ciddiyet konusunda hiçbiri burnundan kıl aldırmaz, durmaksızın felsefe yaparlar...
Anne babalarımızın ruhları bizim içimizde yaşamakla kalmıyor, bunun yanı sıra öldü sayılan her türlü inanç ve düşünce de yeniden ortaya çıkıyor. Bunlar içimizde uykuya yatmış gibi; varlıklarından haberdar bile değiliz; ama yine de onlardan kurtulamıyoruz. Ne vakit bir gazete alıp okusam satır aralarından kayıp giden hortlaklar görüyorum sanki. Hortlaklar bütün dünyayı sarmış... Her yerde... Kum gibi kaynıyorlar. Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz.
Aşk bütün kötü özellikleri, çirkinlikleri, rezillikleri biçimlendiriyor, erdeme çeviriyor. Boşuna dememişler aşkın gözü kördür diye! Bir aşık, olup biteni değil, görmek istediğini görür... Aşığın kanatları vardır ama gözleri kördür... Yoluna çıkanlara aldırış etmeden aceleyle kafasına estiği yere kanat açar... İşte bu yüzden aşkı çocuğa benzetirler.
Madem düşünüyorsun
Öyleyse yoksun
Düşünmezler diyarında.
Hepinizin içinde bir yıkma, yok etme şeytanı var. Ne ormanlara, ne kuşlara, ne kadınlara, ne de birbirinize acıyorsunuz...
Bu dünyanın anlamı olduğu aslında bizim bir kuruntumuz. Biz bu dünyanın, bu dünya üzerinde yaşayan bizim yaşamlarımızın bir anlamı olduğunu varsayıyoruz ama aslında böyle bir anlam yok. Bu anlam arayışı bizim dünya üzerinde kendi varoluşumuzu anlamlı kılma çabalarımızın bir uzantısı. Biz böyle bir anlamı bulmaya zorunluyuz, yoksa anlamsız olduğunu kabul edersek her şeyin, bu ‘saçma’ varoluş durumuna katlanamayız, yaşam bizim için bir cehennem halini alır, nitekim de bu yakıcı sorunun peşine düşenlerin yaşamları bunaltıcı bir cehennemdir. Peşine düşmek de bir eylemlilik halidir, aslında böyle bir eylemlilik hali de yok, biz edilgeniz, ve varoluşun gerçekliği bize kendini dayatır: Ben anlamsızım der bu varoluş, boşuna bir anlam bulmaya çalışma!
Dünyada birçok korkunç şey var; ama hiçbiri insan kadar korkunç değil.
Böylesine yoğun bir sis insanı aldatıcı ışıktan korur.
Şu insanlar tuhaf yaratıklar doğrusu! Hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. Mantık dar gelir onlara, her şekilde aşarlar sınırlarını, en asil şeyi bile aşırılara kaçarak heba ederler.
Evrende sürekli ve değişmez olarak sadece ruh kalır.
Yazık, insanın değiştiremeyeceği şeyleri bilmesi ne korkunç.
İnsanları birbirlerinden ayıracak şey gereksiz bir onurla mevki değildir. Bizi başkalarından ayırt eden şey akıl, erdem ve bilgidir.
Algılarımız bizi yanıltmaz fakat yargılarımız yanıltır.
Gülümseyebildikçe yitirmiş saymayız kendimizi.
Ey mutsuzlar!
Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz.
Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz.
Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki,
Sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz.
Bok yiyorsunuz!
Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız!
Haksızlık varsa bir yerde eğer, ayaklanmalı insan.
Ayaklanma olmuyorsa batsın o şehir yerin dibine.
Yansın bitsin, kül olsun karanlıklar basmadan.
Bu dünyanın bir kıymeti yoktur ve bu hakikati kabullenmeyen özgürlüğüne kavuşamaz.
"Birader, bu koca burunla tütün içince komşular "İmdaaat yangın var!" diye bağırmıyolar mı?"