Psikolojik bir deney olan 'Karşılıklılık İlkesi', birisi bize nazik davrandığında veya bize bir iyilik yaptığında, ona karşılık verme ihtiyacı hissettiğimizi söyler. İşletme size 'misafir' gibi davrandığında, kendinizi sadece fatura ödeyen biri değil, bir ikrama yanıt vermesi gereken biri gibi hissedersiniz. Bu durum, personelin daha yüksek bahşiş almasından, işletme hakkında sosyal medyada olumlu yorumlar yapılmasına kadar geniş bir sadakat alanı oluşturur.
Büyük Tehlike: 'Samimiyet Boşluğu'
Bu stratejinin en büyük riski, beklenti ve gerçeklik arasındaki uçurumdur. Bir işletme sizi 'misafir' olarak tanımlayıp, en ufak bir sorunda size katı bürokratik kurallarla (müşteri gibi) yaklaşırsa, bu durum tüketicide büyük bir hayal kırıklığı ve 'aldatılmışlık' hissi yaratır. Sahte bir 'misafirperverlik', dürüst bir 'ticari ilişkiden' çok daha fazla marka imajına zarar verir.
Bir 'Sosyal Maske' Olarak Misafirlik
Sonuç olarak, işletmelerin müşteriye 'misafir' demesi, ticaretin rasyonel ve bazen acımasız yüzünü insani duygularla yumuşatma çabasıdır. Bu bir çelişkidir, ancak her iki tarafın da (bilinçli veya bilinçsizce) kabul ettiği bir sosyal maskedir.
Müşteri, değerli hissetmek için misafir rolünü oynamayı sever; işletme ise daha sadık bir kitle yaratmak için ev sahibi rolünü benimser. Önemli olan bu kavramın altının ne kadar dolduğudur. Eğer hesap ödenirken 'misafirperverlik' sona eriyorsa, o sadece iyi tasarlanmış bir satış tekniğidir. Ancak o samimiyet faturanın ötesine geçebiliyorsa, işte o zaman gerçek bir 'ağırlama sanatından' söz edilebilir.