Netflix yaşam tarzımızı değiştirdi ve vazgeçilmezlerimiz arasına girdi.
İşte yine Netflix ve yine muhteşem bir eser.
Bazı hikâyeler vardır.
Zamanla eskimezler.
Tam tersine… zaman geçtikçe derinleşirler.
Netflix yaşam tarzımızı değiştirdi ve vazgeçilmezlerimiz arasına girdi.
İşte yine Netflix ve yine muhteşem bir eser.
Bazı hikâyeler vardır.
Zamanla eskimezler.
Tam tersine… zaman geçtikçe derinleşirler.
Bir roman olarak başladı.
Sonra bir müzeye dönüştü.
Şimdi ise Netflix’te, dünyanın dört bir yanına açılmaya hazırlanıyor.
Ama bu sadece bir “dizi uyarlaması” değil.
Bu, bir şehrin hafızasının yeniden anlatılması.
Belki de dünyada ilk defa.
Orhan Pamuk Türkiye’de en çok tartışılan, dünya çapında bir yazarımız.
Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında dünya onu “İstanbul’un yazarı” olarak tanıdı.
Ama Pamuk’un asıl meselesi hiçbir zaman sadece İstanbul’un güzelliği olmadı.
Onun derdi: Hatırlamak, Kaybetmek, Beklemek, Susmak
Bu romanda büyük olaylar yoktur.
Devrimler yoktur.
Kahramanlıklar yoktur.
Ama hayat vardır.
Bir tokayı saklayan bir adam.
Bir akşamüstünü yıllarca unutmayan bir kalp.
Bir aşkın etrafında biriken küçük eşyalar…
Pamuk bize şunu söyler:
“Hayat, çoğu zaman kimsenin bakmadığı yerlerde yaşanır.”
Pamuk ayrıcalıklı kılan da bu özellikleri.
Masumiyet Müzesi’ni eşsiz yapan şeylerden biri de şu:
Bu hikâye sadece yazılmadı.
İnşa edildi.
Romanla eş zamanlı olarak tasarlanan müze: Bir edebiyat müzesi değil, bir sanat müzesi hiç değil.
Burası, bir duygu arşivi.
İstanbul’un en özellikli mahallerinden, caddelerinden Çukurcuma’daki binaya girdiğinizde şunu hissedersiniz:
Burası gezilmez, burası dolaşılmaz.
Burası yavaşlanır.
Netflix uyarlamasıyla birlikte Masumiyet Müzesi yeni bir eşikten geçiyor.
Çünkü ilk kez:
• Nobel ödüllü bir roman
• Gerçek bir müzeye sahip bir hikâye
• Küresel bir dijital platformda
aynı anda var oluyor.
Netflix burada İstanbul’u “arka fon” olarak kullanmıyor.
Şehri güzelleştirmeye çalışmıyor.
Şehri olduğu gibi gösteriyor.
Ve bu, İstanbul için çok kıymetli.
Dizideki İstanbul: Kartpostal değil, hatıra
Bu dizide İstanbul: Parlak değil, gürültülü değil, turistik hiç değil.
Gördüğümüz İstanbul:
Çukurcuma’nın dar sokakları
Beyoğlu’nda ağır ağır yürüyen insanlar
Eski apartman içleri, perdeleri yarı kapalı salonlar, boğaz manzarasından çok arka sokaklar.
Bu İstanbul:
70’lerin, 80’lerin İstanbul’u, gençliğimin İstanbul’u. Avusturya Lisesi yıllarımı ve duygularımı hatırlattı bana.
Bu İstanbul’da aşkların yüksek sesle yaşanmadı.
Bu İstanbul beklemenin, sabretmenin sıradan olduğu bir şehir.
Yani dizi bize şunu söylüyor:
İstanbul her zaman bağırmaz.
Bazen sadece susar. Susan İstanbul’u özleyenler için bu dizi harika.
Diziyi izleyince bence yeni bir turizm biçimi doğacak:
Duygusal turizm
Bu diziden sonra İstanbul’a gelen insanlar şunu sormayacak:
“En iyi selfie nerede?”
Şunu soracak:
“Bu hikâye nerede yaşandı?”
“Bu sokakta kim bekledi?”
“Bu vitrin neden bu kadar sessiz?”
İşte bu: Edebiyat turizmi, Hafıza turizmi, Duygusal turizm
Daha yavaş.
Daha dikkatli.
Daha derin.
Masumiyet Müzesi bize şunu hatırlatıyor:
Şehirler binalarla değil, hikâyelerle yaşar.
Ve bazı hikâyeler…Asla bitmez.
Sizin için bir rota çıkardım. Yapmanızı tavsiye ederim.
Başlangıç: Masumiyet Müzesi – Çukurcuma
1. Çukurcuma Sokakları
Eski apartmanlar, ikinci el dükkânlar, yavaş tempo
2. Cihangir Merdivenleri
Şehrin yukarıdan değil, içerden görüldüğü yer
3. Galatasaray – Beyoğlu
Kalabalığın içinde yalnızlık hissi
4. Tünel – Asmalımescit Arası
Gece ışıkları, eski meyhaneler, yarım kalan sohbetler
Ortalama süre: 1,5 – 2 saat
En iyi zaman: Akşamüstü – gün batımı
Masumiyet Müzesi’ni Dinlemek İsteyenlere:
Bu yazıyı okurken ya da Çukurcuma sokaklarında yürürken eşlik edecek bir müzik olmalıydı.
Beklemeyi, hatırlamayı, susmayı bilen bir müzik…
Bu yüzden Masumiyet Müzesinin ruhuna uygun, romanın ve dizinin duygusunu taşıyan özel bir Spotify playlist hazırladım sizlere
70’ler–80’ler İstanbul’u, melankoli, yarım kalmış aşklar ve fonda akan şehir…
Buyurun Playlist
Bazı şarkılar hikâyeyi anlatıyor.
Bazıları sadece eşlik ediyor.
Tıpkı bu şehir gibi.
Masumiyet Müzesi 13. Şubat’ta Netflix’de.