Kütüphanelerin derin sessizliği ve çalışmaya uygun atmosferinde odaklanmak, pek çoğumuz için bir harikadır. Ders çalışmak isteyenlerin ve hatta son dönemlerde evden çalışanların da tercihi olan kütüphanede çalışmak için yer bulmak da bir hayli önemli. Özellikle büyük şehirlerde masadan kalkarsanız, yandınız! Tam da bu noktada, kütüphanede masada bilgisayarını bırakıp bir saat molaya giden kişiye bırakılan notu görmelisiniz: 'Bana bak! Macbookuna parasızlıktan dokunmadım...' Peki, siz olsanız ne yapardınız?
İşte, detaylar...
İstanbul Hukuk Kütüphanesinde “kütüphane bekçisi” vardı, gerçek bekçi değil, kimin olduğunu kimse çözememişti, uzun süreli molaya çıkanın masasını paylaşırdı “yarım saattir yok”, “45 dk.dır yok” gibi. Hocalar bile kim olduğunu bulmaya çalışmıştı. Hey gidi
Türkiye’de bir saat bırakıp da MacBook gibi servet değerinde bir aletin çalınmaması düşünülemez. Öyle bi aleti bırakmayı götü yiyen varsa demek ya çok zengin ya tam bir gerizekalı, bu da ayrı konu. O notu da kimse yazmaz çünkü fakirlik çalmamaya bahane olamaz. Belki ahlaki olarak kendine yakıştırmamış dini olarak hakka girmemiş olsa anlarım da fakirim nedir ya?! Saçma.
Görgüsüz bir insan birçok insanın arzu nesnesi haline gelmiş bir markaya sahip olunca kendini gösterme çabası içine giriyor. Şu notu kendisinin yazdığına o kadar eminim ki ama inanın kurguya yedirince daha inandırıcı olmuyor. Üniversitedeki bir hocam tam da böyleydi, M*******'i ile geldiği okulda dersine girer, B***** çantasını herkesin görebileceği bir açıyla masasına koyar, A**** laptop'ını çıkarır ve dersini anlatmaya koyulurdu hatta deprem sonrası online derste litresi yaklaşık 300 TL olan F*** Su'yu kameranın ortasına öyle bir yerleştirmişti ki Fiji diye bir ülkenin varlığından haberi bile olmayan Z kuşağı Fiji Su'yla tanışmıştı. Velhasıl yaştan ve statüden bağımsız sakil duruyor, yapmayın.