Kahve Takıntısından Kıyafet Değiştirmemeye: Klasik Müziğin Dehalarının 10 Garip Alışkanlığı

Deha biraz da gariplikle mi gelir? Görünüşe bakılırsa evet. Klasik müzik tarihine damga vurmuş besteciler ve virtüözler yalnızca notalarıyla gündemde kalmamış. Günlük hayattaki alışkanlıklarıyla da epey konuşulmuş. Her ne kadar bize garip gelse de bu alışkanlıklar onlar için bir yaşam biçimi haline gelmiş. Onların geçmişte konuşulan alışkanlıklarını şimdi tekrar konuşmak istedik!

1. Kahve çekirdeği takıntısı olan bir isim: Ludwig van Beethoven

Beethoven için sabah kahvesi şakaya gelmezdi. Her bir fincan için tamı tamına 60 adet kahve çekirdeğini tek tek eliyle sayardı. 59 olsa tadı bozulur, 61 olsa midesi rahatsız olurdu sanki. Beethoven'ın aynı zamanda ilham konusunda tıkandığı durumlarda yanında leğen taşıdığını, başını leğene tutup soğuk su döktüğünü ve ilham kazandığını da belirtelim. Epey garip!

Eğer Beethoven yaşıyor olsaydı güzel vakit geçirmek için kesin RHM KAFE'de kahvesini yudumlardı! İstiklal Caddesi'nin manzarasını izlerken insanın içi ilham doluyor...

RHM KAFE'ye gitmek için Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi girişini bulmanız yeterli!

2. Sabah çalışır ama öğlen uyur: Lucas Debargue

Listemizin en genç ve aykırı ismi diyebiliriz. Bir dönem piyanoyu bırakıp süpermarkette kasiyerlik yapmış olması bir yana, çalışma yöntemleri de çok başka. Konser günleri şaşmaz bir totemi var. Sabahları çalışıyor, ardından öğleden sonraları ise mutlaka uyuyor. 16 yaşında piyano eğitimini bırakmış, 18 yaşında edebiyat okumaya başlamış, 20 yaşında ise piyanoya geri dönmüş. İyi ki de dönmüş!

3. Sadece beyaz gıdalar tüketen biri: Erik Satie

Müzik tarihinin en eksantrik karakteri. 'Ben sadece beyaz yiyecekler yerim.' diyerek kendine yumurta, şeker, rendelenmiş kemik, tuz, hindistan cevizi, tavuk ve pirinçten oluşan bir beslenme düzeni oluşturmuş zamanında. Ayrıca dolabında birbirinin aynısı 12 adet gri kadife takım elbise varmış ve biri eskimeden diğerini asla giymezmiş.

4. Yazın ortasında Glenn Gould'ın giydiği bu palto ve şapka da ne alaka?

Kanadalı dahi piyanist Gould, hasta olmaktan çok korkan biriydi. Ağustos sıcağında bile onu palto, atkı ve eldivenle görebilirdiniz. Konserlerde ise sadece babasının yaptığı altı kesilmiş ve gıcırdayan o eski sandalyeye otururdu. Sandalye o kadar alçaktı ki çalarken burnu neredeyse tuşlara değerdi.

5. Düşünmüyor, kafasını tutuyor: Pyotr Ilyich Tchaikovsky

Büyük Rus besteci Tchaikovsky'nin sahne korkusu bambaşka bir boyuttaydı. Orkestra yönetirken kafasının gövdesinden ayrılıp yere düşeceğine dair anlamsız bir korku yaşardı. Bu yüzden provalarda sol eliyle sürekli çenesini ve kafasını tutarak yönetirdi.

6. Sayılara olan takıntısı farklı bir boyuttaydı: Anton Bruckner

Bruckner'de numeromania dediğimiz sayma hastalığı vardı. Pencereleri, yerdeki taşları ve nota sehpalarını bile durmaksızın sayardı. Daha ürkütücü olanı ise vefat eden insanlara olan merakıydı. Beethoven ve Schubert'in mezarları açıldığında oradaydı ve kafataslarını ellerine alıp öpmüştü... 😰

7. 13 sayısından her zaman kaçmaya çalıştı: Arnold Schoenberg

Modern müziğin babası Schoenberg, 13 sayısından ölesiye korkardı. Yani triskaidekaphobia dediğimiz bir fobisi vardı. 'Moses und Aaron' operasının adını harf sayısı 13 olmasın diye Aaron'daki bir 'a' harfini atarak değiştirmişti. Kaderin cilvesi; 76 yaşında (7+6=13), ayın 13'ünde ve gece yarısına 13 dakika kala vefat etti.

8. Karanlık korkusu değil, sevgisi resmen: Grigory Sokolov

Günümüzün yaşayan efsanesi Sokolov, stüdyo kaydı yapmayı kesinlikle reddediyor. Sadece konser kayıtlarına izin veriyor. Konser salonunda ise ışık takıntısı var. Salon neredeyse zifiri karanlık olacak kadar loşlaştırılmadan piyanonun başına geçmiyor. Takıntı gibi ama onunkisi garip bir alışkanlık olmuş.

9. Uykusuzluk bir dert değil, alışkanlıktı: Johann Sebastian Bach

miro.medium.com

Bach’ın günde sadece birkaç saat uyuduğu, geri kalan zamanı beste yaparak veya ders vererek geçirdiği biliniyor. 20’den fazla çocuğu olan biri için bu tempo zaten başlı başına garip sayılabilir.

10. Ona ilham en garip yerde geliyormuş: Wolfgang Amadeus Mozart

Mozart’ın en yaratıcı anlarının bir kısmı tuvalette geçiyordu. Ailesine yazdığı mektuplarda bundan gayet rahat bir şekilde bahsediyor. Ona göre beden rahatladığında zihin de özgürleşiyordu. Artık tuvalette beste hazırlamak bir alışkanlık olmuştu.

İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

ATO Başkanı’ndan Yeşil Pasaport Önerisi: “Vergisini Ödeyene Yeşil Pasaport Verilsin”
Fatih Ürek'ten Acı Haber Geldi: Ünlü Sanatçı Hayatını Kaybetti
Tarkan'ın Neden "Megastar" Olarak Anıldığını Kanıtlayan X Kullanıcıları