İran’daki bu dalganın kısa vadede nereye evrileceğini tek cümleyle söylemek zor. Çünkü mesele sadece sokakta kaç kişinin olduğu değil; ekonomiden güvenlik aygıtına kadar uzanan birden fazla dinamik aynı anda işliyor.
Bu yüzden “ne olur?” sorusuna verilebilecek en dürüst cevap şu:
Her şey üç kritik başlıkta yaşanacak gelişmelere bağlı.
Ekonomi: Kıvılcım sönse bile zemin duruyor mu?
Rejim kısa vadede bazı pansuman adımlarla tansiyonu düşürmeye çalışabilir:
geçici destekler, sınırlı zamlar, söylem değişiklikleri…
Ancak İran ekonomisinin temel sorunları —yüksek enflasyon, para biriminin değer kaybı, yaptırımların yarattığı baskı ve gelir dağılımındaki bozulma— çözülmeden kalırsa, bu sadece mevcut dalganın değil, bir sonraki dalganın da altyapısını hazırlar.
Başka bir deyişle:
Bugünkü protesto durabilir; ama “neden durdu?” sorusuna kalıcı bir cevap üretilmezse, yeni bir kıvılcım için zemin korunur.
Eylem biçimi: Sokak mı, hayatı durduran adımlar mı?
Sokak protestoları sembolik açıdan güçlüdür; görünürlük sağlar, dikkat çeker.
Ama rejimler genellikle bu tür eylemleri bastırmayı öğrenmiştir.
Asıl maliyet artışı, protesto sokaktan çıkıp ekonomik hayatı yavaşlatan biçimlere evrildiğinde ortaya çıkar. Grevler, iş bırakmalar, piyasayı aksatan kolektif tepkiler devlet açısından daha zor yönetilir.
Bu noktada kritik soru şudur:
Tepki, “öfke gösterisi” olarak mı kalacak, yoksa gündelik hayatın işleyişini etkileyen bir basınca mı dönüşecek?
Bu geçiş gerçekleşirse, devletin manevra alanı daralır.
Güvenlik aygıtı: En kırılgan eşik
Otoriter rejimler çoğu zaman sokaktan çok, elit içi çatlaklardan sarsılır.
Güvenlik aygıtı, bürokrasi ve siyasal elitler arasında görüş ayrılıkları derinleştiğinde, protestoların etkisi katlanır.
Ancak burada da bir uyarı yapmak gerekir:
Bu tür çatlaklar dışarıdan bakıldığında her zaman net biçimde görünmez.
“Yarın olur” demek kolaycılık olur; ama “hiç olmaz” demek de İran siyasetinin tarihini yok saymak olur.
Özetle:
İran’daki bu dalganın kaderi, sadece sokaktaki kalabalığa değil;
ekonomik nefes alma kapasitesine, protestonun aldığı biçime ve güvenlik aygıtının bütünlüğüne bağlı.
Ve bu üç başlık, İran’da genellikle aynı anda sakinleşmez.
Sonuç
İran’daki protestoları ne sadece “ekonomik isyan”,
ne sadece “rejim karşıtı devrim”,
ne de sadece “dış güç operasyonu” olarak okumak yeterlidir.
Asıl mesele, bu protestoların otoriter bir rejimde nasıl hızla bir korku nesnesine dönüştürüldüğüdür.
Devlet bir hikâye anlatır:
“Düşman var, tehdit var, fitne var.”
Toplum başka bir hikâye anlatır:
“Geçim zor, gelecek belirsiz, sesimiz duyulmuyor.”
İran siyasetinin bugünkü gerilimi,
bu iki hikâyenin birbirini ikna edememesinden doğuyor.