İran’da Mesele Şah mı, Cumhuriyet mi?

İran’da sokaklara dökülen insanların talebi aslında son derece yalın: baskı altında yaşamak istemiyorlar. Yıllardır süren Molla rejiminin yarattığı siyasal, toplumsal ve bireysel baskı artık taşınamaz bir noktaya geldi. Bugün İran sokaklarında gördüğümüz şey yalnızca bir rejim karşıtlığı değil; insan onurunun, özgürlüğün ve yaşam hakkının açık bir talebidir.

Bu tabloyu yalnızca İran’a özgü görmek de mümkün değil.

Son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde otokratik yönetimlerin güç kazandığı, özgürlük alanlarının daraldığı bir gerçek. Ve bu durumun kaçınılmaz bir sonucu var: Baskı arttıkça tepki de büyüyor. Bu, sadece siyasal bir öngörü değil; adeta bir fizik kuralı. Ne kadar sıkıştırırsanız, o kadar sert bir patlama yaşarsınız. Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen halk hareketleri de tam olarak bunun yansıması.

Ancak İran özelinde kritik bir soru var:

Molla rejimi yıkıldıktan sonra ne olacak?

Bazı protestocular, çözümü Şah rejiminin yeniden diriltilmesinde ve Şah’ın oğlunun ülkeye dönmesinde görüyor. Fakat burada durup düşünmek gerekiyor. Gerçekten çözüm, geçmişte bırakılmış bir monarşik düzenin yeniden sahneye çıkması mı? Yoksa bu, büyük güçlerin bölgeye dair alışıldık müdahale reflekslerinin yeni bir versiyonu mu?

Tarihe baktığımızda tek bir kişiye ya da hanedana bağlı yönetim biçimlerinin, hangi ideolojiyle süslenirse süslensin, uzun vadede felaketler ürettiğini görüyoruz. İktidarın kişiselleştiği her sistem, er ya da geç baskıyı, yolsuzluğu ve çürümeyi beraberinde getiriyor. Bu bazen dini bir rejim olur, bazen krallık, bazen de “kurtarıcı lider” mitiyle sunulan bir yönetim.

Oysa bugün İran halkının elinde tarihsel bir fırsat var. Eğer gerçekten çoğunluk Molla rejiminin sona ermesini istiyorsa, bu yalnızca bir yıkım anı değil; yeni bir başlangıcın zemini olabilir. Bu zeminin de en sağlıklı karşılığı, kişilere değil fikirlere dayanan bir sistemdir.

İran’ın ihtiyacı olan şey yeni bir “Şah” değil;

demokratik, laik ve çoğulcu bir cumhuriyet rejimidir.

Farklı fikirlerin bir araya gelerek oluşturacağı bir anayasa, ortak akılla şekillenecek kanunlar ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı…

İşte gerçek kurtuluş tam olarak burada yatıyor. Çünkü bireylerin değil, ilkelerin yönettiği ülkeler ayakta kalır. Gücün tek elde değil, toplumun tamamında dağıldığı sistemler sürdürülebilir olur.

Bugün sokaklarda yükselen ses, yalnızca öfkenin değil; aynı zamanda umut arayışının sesidir. Eğer bu isyan doğru bir muhalefet kurgusuyla, güçlü ve kapsayıcı bir liderlik anlayışıyla taçlandırılabilirse, İran yalnızca bugünü değil, gelecek kuşaklarını da kurtaracak bir yol ayrımına girmiş olur.

Asıl soru artık şudur:

Geçmişe mi döneceğiz, yoksa gerçekten özgür bir gelecek mi kuracağız?

Ve bu sorunun cevabı, İran’ın kaderini belirleyecek.

Instagram

X

Linkedln

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

2010 Yılındaki Nokia Siparişi 16 Yıl Sonra Eline Ulaştı
Belirlenen Emekli Maaşı Zamının Ardından Şimdi de Bayram İkramiyesi Sızdı
Öğretmenler Hakkında Yapılan CİMER Şikayetleri Gündem Oldu