Son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde otokratik yönetimlerin güç kazandığı, özgürlük alanlarının daraldığı bir gerçek. Ve bu durumun kaçınılmaz bir sonucu var: Baskı arttıkça tepki de büyüyor. Bu, sadece siyasal bir öngörü değil; adeta bir fizik kuralı. Ne kadar sıkıştırırsanız, o kadar sert bir patlama yaşarsınız. Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen halk hareketleri de tam olarak bunun yansıması.
Ancak İran özelinde kritik bir soru var:
Molla rejimi yıkıldıktan sonra ne olacak?
Bazı protestocular, çözümü Şah rejiminin yeniden diriltilmesinde ve Şah’ın oğlunun ülkeye dönmesinde görüyor. Fakat burada durup düşünmek gerekiyor. Gerçekten çözüm, geçmişte bırakılmış bir monarşik düzenin yeniden sahneye çıkması mı? Yoksa bu, büyük güçlerin bölgeye dair alışıldık müdahale reflekslerinin yeni bir versiyonu mu?
Tarihe baktığımızda tek bir kişiye ya da hanedana bağlı yönetim biçimlerinin, hangi ideolojiyle süslenirse süslensin, uzun vadede felaketler ürettiğini görüyoruz. İktidarın kişiselleştiği her sistem, er ya da geç baskıyı, yolsuzluğu ve çürümeyi beraberinde getiriyor. Bu bazen dini bir rejim olur, bazen krallık, bazen de “kurtarıcı lider” mitiyle sunulan bir yönetim.
Oysa bugün İran halkının elinde tarihsel bir fırsat var. Eğer gerçekten çoğunluk Molla rejiminin sona ermesini istiyorsa, bu yalnızca bir yıkım anı değil; yeni bir başlangıcın zemini olabilir. Bu zeminin de en sağlıklı karşılığı, kişilere değil fikirlere dayanan bir sistemdir.
İran’ın ihtiyacı olan şey yeni bir “Şah” değil;
demokratik, laik ve çoğulcu bir cumhuriyet rejimidir.