İnsanlığın Uzay Yolcuğundaki Önemli Dönüm Noktaları

16.09.2020
selcuktopal
Onedio Köşe Yazarı
0

İlk insanlar kafalarını kaldırıp o yıldızlı gecelerde evreni seyre daldıklarında muhtemelen birçok şeyi merak etmişlerdir. O merak mitolojik kahramanları yaratacak kadar çılgın düzeye ulaşmış olsa da muhtemelen ilkel insan ‘tanrıların mekanı ’gökyüzüne bir gün çıkacağını hayal dahi etmemiştir. Ancak bugün geldiğimiz düzeye bakılırsa bizler ‘cennetlere’ ulaştık. Artık gökyüzü ve hatta uzay insanoğlunun sıradan uğrak yerleri haline geldi. Peki insanlığın mağaradan uzaya olan bu yolculuğu ne zaman büyük sıçramalar yaşadı? Gelin bazı önemli dönemeçlere bir göz atalım.

Uzay gözlemi için sadece gözlerini kullanan insanoğlu 16. yüzyılın sonlarına doğru teleskobu icat etmeyi başarmıştı. Bulunduğu zamanın en iyi teleskoplarını yapan büyük bilim insanı Galileo yaptığı gözlemler sayesinde evrene bakış açımızda geri dönülmeyecek değişimlere neden oldu.

Beş gezegen insanlık tarihi boyunca çıplak gözle görülebiliyordu: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn. Uranüs ve Neptün ise teleskobun icadından sonra keşfedildi. 1781 yılında Uranüs ve 1846 yılında Neptün keşfedildi. Artık Güneş Sistemi’nin 8 gezegene ev sahipliği yaptığı anlaşılmıştı. Ancak öyle görünüyor ki gelecekte gezegen sayısı artabilir.

1783 yılında insan gökte ilk kez kuş misali süzülmeyi başarsa da uzaya gidebilmek için yaklaşık 180 yıl beklemesi gerekti. İnsan bizzat uzaya gitmeden önce bir araç gönderdi. İlk başarılı yapay uydu Rusların Sputnik 1 uydusu oldu ve 1957 yılında uzaya başarılı bir şekilde gönderildi. Sputnik 1’den sadece 4 yıl sonra bu kez ilk insan başarılı bir şekilde uzaya ulaşmış ve yeryüzüne sağ salim dönmüştü. 1961 yılında bunu başaran kişi Rus kozmonot Yuri Gagarin oldu.

İçinde bulunduğu Güneş Sistemi’ni daha iyi tanımaya başlayan insanoğlu daha da uzaklara uzay araçları göndermek istiyordu. Ay, Venüs ve Mars’a giden ilk uzay araçları Ruslara aitti. 1966 yılında Ruslara ait Luna 9 Ay’a inmeyi başardı. 1970 yılında Venüs’e Venera 7 isimli uzay aracını indiren Ruslar, 1971 yılında ise Mars’a Mars 3 isimli uzay aracını indirdi.

Soğuk Savaş döneminde Rusları uzayda bir türlü yenemeyen ABD sonunda bir ilki başardı ve 1969 yılında 3 Amerikalıyı başarılı bir şekilde Ay’a gönderdi.

O günden bugüne toplamda 12 kişi Ay yüzeyinde yürüdü. Önümüzdeki 5-10 yıl
 çerisinde insanoğlunu tekrar Ay’da göreceğiz. Bu kez ilk kadın ziyaretçi ile birlikte.

Bize evrenin en güzel ve en detaylı görüntülerini gönderen Hubble Uzay Teleskobu 1990 yılında faaliyete başladı ve 30 yılı aşkın bir süredir çalışmaya devam ediyor. Hubble teleskobunun varisi James Webb Uzay Teleskobu ise yakında göreve başlıyor.

Soğuk Savaş dönemi bitip Ay önemini yitirince Dünya etrafında dolanan bir laboratuvar yapmak daha mantıklı bir seçenek haline geldi. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) 1998 yılında, adeta bir Lego setinin parçaları gibi uzayda birleştirilmeye başlandı. 2000 yılında ise ISS’in ilk misafirleri istasyona ulaştı. O günden bugüne 500’ü aşkın insan uzaya gitti.

Astronomiye büyük katkılar yapmış Johannes Kepler’den adını alan öte-gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskobu 2009 yılında göreve başladı. 3 yıl çalışması planlanan teleskop 9 yıldan uzun süre faaliyetine devam etti ve binlerce öte-gezegen
keşfine imza attı. Kepler uzay teleskobundan daha büyük bir alanı tarayan yeni öte-gezegen avcısı TESS teleskobu ise uzaydaki görevine 2018 yılında başladı ve keşfetmeye devam ediyor.

21 Aralık 2015’te SpaceX’e ait bir roket dikine yumuşak iniş yapmayı başardı.

Böylece tekrar kullanılabilir, ‘doldur depoyu, gönder roketi’ çağı başlamış oldu. Artık uzaya daha hızlı ve daha ucuz gidilebiliyordu.

Tarihler 2019 yılının Nisan ayını gösterdiğinde bir kara deliğin en detaylı ‘görüntüsü’ elde edilmiş oldu. Ve bu çalışma Einstein’ın genel görelilik teorisini bir kez daha haklı çıkardı. Kara delikler gerçek!

2019 yılında açıklanan bir çalışma Satürn’ün buzlu uydusu Enceladus’un su gayzerlerine sahip olduğunu ve yaşamı destekleyen organik bileşimler içerdiğini duyurdu. Bu keşif Enceladus’u Dünya dışı yaşam barındırma ihtimali en yüksek gök cisimleri listesinde üst sıralara çıkardı. Öyle görünüyor ki Dünya dışı yaşam çok uzaklarda değil kendi kozmik mahallemizde, Güneş Sistemi’nde bulunacak.

Daha birkaç gün önce, 14 Eylül 2020 tarihinde açıklanan bir çalışma Venüs’ün atmosferinde yaşam olabileceğine dair ciddi bir kanıt olduğunu gösterdi. Venüs atmosferinde umulandan çok daha fazla fosfin (phosphine) bulunduğu açıklandı. Astrobiyologlar için fosfin bir nevi biyolojik imza niteliği taşıyor. Bilim insanları Venüs’te belirledikleri fosfinin asıl kaynağının ne olabileceği konusunda henüz emin olmuş değil. Ancak şimdilik en güçlü aday bir biyolojik sürecin bu gazı ortaya çıkarmış olduğu yönünde. Venüs atmosferinde yaşam olabileceğine dair geçmişte birçok sözlem ve yayın vardı. Ancak bu çalışmayla ilk kez bu derece büyük bir kanıta ulaşılmış oldu.

Eğer Venüs gibi Güneş Sistemi’nin adeta cehennemi olan bir yerde yaşam nefes alabilmişse, istisnasız evrenin her yerinde yaşam olabilir.

Venüs’te veya başka bir yerde yaşamın keşfi bizi ve evrendeki yerimizi derinden sarsacak. Ve öyle görünüyor ki önünde sonunda olacak olan da bu. Sarsılmaya hazır mısınız?

Hem gözlem aletlerimiz hem de evrene dair ileri sürdüğümüz teoriler sürekli olarak gelişiyor. Her geçen gün evreni ve onun içindeki yerimize düne kıyasla çok daha iyi anlıyoruz. Yarının bize ne getireceğini şimdiden kestirmek çok zor ancak bir şeyden eminiz: Dünya’daki tüm o sorunlarımıza rağmen uzayda yayılmaya devam edeceğiz. Ya da şöyle mi demeliydim: Uzaya yatırım yapan ülkeler uzayda yayılmaya devam edecek, bizler ise yine yeryüzünde takılacağız..!

Bu içeriğe ait yorum yoktur
Bu içerikleri de okumak isteyebilirsiniz