Dışarı çıkılan her an, herkesin başına gelebilecek bu durumlar insana asla bağışıklık kazandırmadığı gibi etkileri yaşandıkça artmaktadır da.
Dışarı çıkılan her an, herkesin başına gelebilecek bu durumlar insana asla bağışıklık kazandırmadığı gibi etkileri yaşandıkça artmaktadır da.
Bulamadıkça daha da gerer bu durum insanı, sokaktan geçen insanların 'hala mı bulamadın' bakışları altında ezilirken birinci kattaki teyzenin pencereden kafasını uzatıp açayım mı kapıyı demesi an meselesidir.
Tam güneş vurduğunda aynaya bakar ve acı gerçekle yüzleşirsiniz. Bütün gün böyle mi gezdim derdi bir yana, dudağımı nasıl büzsem acaba elimle mi kapasam da belli olmasa çabası ile gün adeta bir işkenceye dönüşür.
Bir iki merdiven kayıp toparlanmaya çalışırken etrafa verdiğiniz garip görüntüyü hayal edip arkanızdan sizinle alay edildiğini düşünürsünüz, halbuki daha kötüsü tamamen yuvarlanabilirdiniz de. İyi açıdan bakmak lazım.
Yeterince huzursuz değilmişsiniz gibi o gün herkesin kahkaha atası tutar, bakmasalar bile bakıyorlarmış gibi gelir, tüm fısıltılar emin olun sizinle alakalı çünkü o gün saçınızı istediğiniz gibi yapamadınız, kese olsa da başınıza geçirseniz, haklısınız tabi.
Bazen sizin için çok önemli bir şeyi anlatmaya çabalarken sağdan soldan laf bölünmesiyle aldığınız darbeler birkaç girişimden sonra pes ettirir, anlatacağınız şeyi de unutursunuz zaten. En güzeli çiçek olup sessizce günün bitmesini beklemek.
Toplu taşıma araçlarının olmazsa olmazı bu teyzeler, ineceği duraktan yaklaşık 1767238 durak önce kıpırdanmaya ve çantasını kavrayıp sağa sola bakınmaya başlar. İnecek galiba düşüncesini beyninize yükleyip gözünüzü 5dk bile kapatmanıza izin vermez, siz inersiniz o oturmaya devam eder, öyle garip.
Delik pijamalar oturuş şekline göre kendini ele verir, kişi tarafından fark edilmesi oldukça zordur. Pijama partileri bu açıdan çok risklidir, arkadaşlarınız durumun farkına vardıkları anda gülerek pijamanızı işaret ederler, ne ayıp.
Halbuki çoğu insan yalnız yemek yemeyi tercih eder ama yine de çevrelerinde dikkat çektiklerini düşünürler. İçinde bulundukları durumdan rahatsız olup yemeklerini soğutur, gereksiz triplere girerler.
Daha geçen gün başıma geldi dediğinizi duyar gibiyim. Ruh emici akbillerimiz bizi her yerde zortlatmaya pek meraklı, siz siz olun bakiyenize çok güvenmeyin.
Hergün özenli giyinirsiniz ama o gün mecbur kalır ve hemen eve gideceğim nasılsa deyip önemsemezsiniz ya... İşte o günleri bekler bazı arkadaşlarımız. Rahatsızlığınız yüzünüzden okunuyormuşcasına zorla evlerine davet ederler, ikna da olmazlar. Sonuç olarak ayakkabıyı çıkarıp eve girene kadar rezil bir acı çekersiniz.
Hijyeni had safhada tutup parfümlü pedler de kullansak aldığımız her kokuyu kendimizden sanıp ortamı terk etmek için sebepler üretmemiz işten bile değil.
Dışarıda tuvalete gitmek zorunda kalmak her zaman bir işkencedir ama tuvalette kimsenin olmadığına aldanıp kendinizi evinizdeymiş gibi hissederseniz, sinsice kapınızı tıklatan kişinin huzurunuzu yerle bir edip bağırsaklarınızı birbirine dolayabileceğini asla unutmamanız gerek.
Anahtar bulamamaya benzer ama arkada bekleyen insanların sorumluluğu üstüne eklenince alından küçük bir ter damlası süzülür. Bulunan akbil hazine mutluluğu verir.
Yaz gelince temizlenip kaldırılan kışlıkları ne yazık ki kışın çekmeceden çıkardığınızda koyduğunuz gibi bulamayabilir ve bunu o anda fark edemeyebilirsiniz. Kazağı ters çevirip giyme dürtüsü bile oluşturur bu duygu, akşam için bir de arkadaşınıza söz verdiyseniz eve varana kadar değmeyelim keyfinize.
Bazen burnunuzda bir şey olduğunu hisseder ve onu alamazsınız ne olduğunu anlayamaz hani aynaya da bakamazsınız ya... Görünüp görünmediği de belli değil, kaşıyormuşcasına garip hareketler yapıp yok olsa kendiliğinden dersiniz ama o inatçı şey var olduğunu hissettirmeye devam eder.
Kimisi bundan çok mutlu olsa da uzun otobüs yolculuklarında yanınızın bir sonraki terminalde dolup dolmayacağı, yayılıp yayılamayacağınızın belirsizliği sizi yer bitirir, hep tetikte olup doğru düzgün uyuyamazsınız bile. Keşke baştan dolu olsaydı.
Düz tabandan topuklu ayakkabıya geçerken bile aynı sorunu yaşarız, sanki etrafımızdakiler hep converse ile gezdiğimizi biliyorlarmış gibi herkesin bize yadırgayarak baktığını düşünürüz. Pantolondan eteğe de kolay kolay geçemeyiz. Yine de özenir alırız, insan olmak da zor.
Başkalarının yanında gılık sesini çıkarmadan güzelce su içelim derken bir kere de o su genize kaçmasın. Gelen öksürüğü tutmaya çalışıp gözleri yuvasından fırlatacak kadar da sabrederiz. Madem yaptın bir hata kabul et ve öksür.
'Hayır biz aslında...' diye açıklamaya izin de vermezler. Suratlara alıcı gözüyle baksalar benzediklerini fark edecekler aslında ama yok.
Bunun olabileceğini kendimize hep hatırlatsak da yine bir şekilde vurulur o kafa. Vurmamış gibi davranmaya çalışıp kendini hala cool göstermeye çalışmak da cabası. Asla yenmez.
Kısası yine bir şekilde örtbas edilir ama en kötü versiyonu uzun hava çekenleridir, bitmek bilmez. Ne desek boş.