Kendimi ve hayatı derinden sorguladığım dönem, üniversite yıllarıma denk gelir. Bölümümü bilinçsiz bir tercihle seçmiş, üstelik ek kontenjandan yerleşmiştim. Herkesle aynı anda sürece dâhil olamayınca ciddi bir ikilem yaşadığımı hatırlıyorum.
Bırakıp yeniden hazırlanmakla kazandığım bölümü sürdürmek arasında kaldım. Sonunda yıl kaybetmemek adına devam etmeye karar verdim. Fakültemiz başka bir ilçedeydi. Sürekli terimlerin konuşulduğu, dayatılmış ve alışılmış bir düzenin dişlisi hâline geldiğimi fark ettim. Hayal ettiğim üniversite ortamı bu değildi, yapmak istediklerimin bulunduğum ilçe koşullarında mümkün olmadığını anladım.
Sanki küçük bir kar küresinin içine hapsolmuşum da dışarıda bambaşka bir dünya varmış gibi hissederdim. Bu hâlin hiç bitmeyecekmiş gibi bıraktığı kekremsi tat, daha o yıllarda dilime yerleşmişti. Kişiliğimle çevrem arasında uyumdan çok çatışma hisseden biriydim ve sanırım bu çatışma hâlâ içimde. Yalnızca dışarıya uyum sağlamayı öğrendim, hepsi bu.
Kariyerinde dışarıdan bakıldığında pürüzsüz görünen, ancak içinde fırtınalar barındıran o kırılma noktası hangisiydi?
Benim için yazı dünyasının kilidini açan bir kırılma ve dönüşüm noktası elbette var. İş kariyerimle başlayıp daha sonra ondan bağımsız, dörtnala süren bir serüven…
Memuriyete ilk başladığım yıllarda erkek egemen bir alanda çalışıyordum. Oldukça toy, iyimser ve acemiydim. Uzun süre doğru iletişim kuramadım, çekindim, içime kapandım. Öyle anlar oldu ki konuşamadığımı yazmasaydım patlayacak gibiydim. Neden yazmaya başladığımı hâlâ tam olarak bilmiyorum. Ama bir kez başlayınca hiç durmadım.
Bir gün, yazdıklarımın sayfa sayısına takıldı gözüm. Ben sadece yazıyordum ama karşımda duran artık bir kitap taslağıydı. Kendi kendimle kalmasaydım, yaşadıklarımı bu kadar içselleştirmeseydim, belki konuşmayı daha önce deneseydim, bugün iki kitabım olmazdı. En önemlisi gerçek benliğimi de bu kadar yakından tanıyamazdım.
Tam da burada Buluttan Düşler Koleksiyonu’ndan küçük bir hatıra bırakmak isterim:
“Bilmez sebep olanlar ancak… Kıyımlar, zamanın eliyle meğer ne kıyamlar yaratırmış. Yelde sallanan fidanı tutar da fırtınalara kafa tutan gövdeyle kaplarmış. Zamandır bunun adı: Yarayı yarıp, içinden çiçek açtırıp baharı, koskoca bir ömre çiçek bahçelerinden en nahif zırhı yapmış.”
Bugün iş ve özel hayatımda kurduğum denge, dostluk, kardeşlik ve yazının sağaltıcı gücünün bir sonucu. Hayatımda yeri olan, beni ben yapan herkese minnettarım.