14 Ocak'ta, Muratpaşa'daki evinin balkonundan düştü, bir yaprağın son valsi gibi, zarif ama acı, Ağır yaralandı, hastanede savaştı, Antalya Eğitim ve Araştırma'da, umutla. Doktorlar çabaladı, ailesi bekledi, dualar yükseldi, ama kader başka yazmıştı, 19 Ocak'ta veda etti, kışın kucağına bıraktı bedenini, sessizce, hüzünle. Bugün, 20 Ocak'ta, Muratpaşa Camii'nde dualar yükseldi göğe, kalabalıkta, Odabaşı Mezarlığı'nda toprağa karıştı, çiçekler arasında, gözyaşlarıyla. Ama ruhu özgür kaldı, rüzgarla dans etti, Toroslar'ın zirvesinde uçtu, özgürce. Ailesi şimdi yas tutuyor, kardeşleri, çocukları, sevenleri, bir boşlukta, Tuncay Ercenk'in gözlerinde bir hüzün, ağabeyinin hatırasıyla dolu, derin.
Giray Ercenk'in yokluğu, bir dağın çöküşü gibi sarsıyor içimizi, derinden, Toroslar'ın fısıltısı sustu, ama ezgisi kaldı kulaklarımızda, yumuşakça. O, Antalya'nın hafızasıydı, Yörüklerin sesi, kültürün bekçisi, sadık, Eserleri rehberimiz olacak, anıları yıldızımız, yol göstericimiz, her daim. Öğrencileri anlatır onu, 'Hocam' derler gözyaşlarıyla, özlemle, Nasıl ilham verdi, nasıl aydınlattı yollarını, bir fener gibi. Yörükler hatırlar göç yollarında, onun kitaplarını okurken, Teke Yöresi'nin hikayelerini, bir ninni gibi dinlerken, huzurla. Antalya halkı bilir değerini, bir aydın olarak, bir kültür savaşçısı, Nasıl korudu mirası, nasıl anlattı geçmişi, geleceğe köprü kurarak.
Ailesine, sevenlerine, tüm Antalya'ya başsağlığı diliyorum, yürekten, gözyaşlarıyla, Sabır versin kader, hatıralar yaşatsın onu, ebediyen, sıcakça. Mekanı cennet olsun, ruhu ışıkla dolsun, yıldızlar arasında, parlayarak, çünkü o, bir şiirdi, ritmiyle, lirizmiyle, sonsuz bir şarkıydı, dokunaklı. Ve Toroslar hâlâ fısıldar adını, rüzgarla, yağmurla, güneşle, her mevsim, Giray Ercenk, unutulmaz bir nakarat, zamanın akışında ebedi, kalıcı. Bizler okuruz eserlerini, yürürüz yollarında, hissederiz sıcaklığını, her adımda, O göçtü ama mirası kaldı, kalplerimizde, dağların zirvesinde, sonsuza dek.