Gerçekten Aşkı Manifestleyebilir miyiz?

Manifesting fikri çoğu zaman iki uçta tartışılır. Bir taraf onu neredeyse sihirli bir çekim yasası gibi sunar, diğer taraf ise bilim dışı bir avuntu olarak görür. Oysa bu meseleye iletişim psikolojisi ve insan zihninin işleyişi üzerinden baktığımızda konu ne mistik bir vaat ne de tamamen temelsiz bir inançtır. Daha çok algı, beklenti ve duygusal düzenleme üzerinden ilerleyen, oldukça tanıdık bir psikolojik süreci tarif eder.

Beklenti Davranışı Şekillendirir

İnsan zihni dünyayı olduğu gibi algılamaz; önem verdiği, beklediği ve mümkün gördüğü şeye göre algılar. Seçici dikkat dediğimiz mekanizma tam olarak burada devreye girer. “Benim için sağlıklı bir ilişki mümkün değil” inancıyla yaşayan biri, karşısına çıkan bağlanma sinyallerini büyük ölçüde görmezden gelir ya da tehdit olarak okur. Aynı ortamda bulunan başka biri ise “bağ kurulabilir” varsayımıyla hareket ediyorsa göz temasını, küçük yakınlaşmaları, duygusal ipuçlarını daha kolay fark eder. Bu fark ediş bilinçli bir çaba değildir. Zihnin yapmış olduğu otomatik bir ayardır. Manifesting söyleminin psikolojik karşılığı da budur aslında: Zihin neyi mümkün görüyorsa algı oraya yönelir.

Bu algı yönelimi beklenti etkisiyle birleştiğinde süreç daha da güçlenir. Psikolojide “kendini gerçekleştiren kehanet” olarak bilinen mekanizma tam da burada devrededir. Kişi bir durum hakkında güçlü bir beklentiye sahipse farkında olmadan bu beklentiyi doğrulayacak biçimde davranır. “Ben genelde terk edilirim” inancıyla yaşayan biri, ilişkide daha temkinli, daha kontrolcü ya da duygusal olarak daha kapalı bir iletişim kurar. Karşı taraf bu mesafeyi hisseder ve geri çekilir. Sonuçta kişi, baştan inandığı şeyi yaşamış olur. Kehanet gerçekleşmiş gibi görünür; oysa gerçekleşen, beklentinin davranışı şekillendirmesidir. Aynı mekanizma olumlu yönde de çalışır. “Yakınlık kurabilirim” inancındaki bir kişi, ilişkide daha açık, daha temas eden ve daha esnek bir iletişim dili kullanır. Bu tutum, karşı tarafta güven ve rahatlık hissi yaratır. Böylece bağ kurma olasılığı artar. Burada evrenin bir ödülü yoktur, iletişimin doğal geri bildirimi vardır. Manifesting’in ikna edici tarafı, tam olarak bu psikolojik döngüde anlam kazanır.

İlişkide Nasıl Bir İletişim Alanı Sunuyoruz?

Ancak aşk meselesi yalnızca zihinsel beklentilerle açıklanamaz. Duygusal düzenleme, yani kişinin kendi duygusal tepkilerini yatıştırabilme ve dengeleyebilme kapasitesi, belirleyici bir role sahiptir. Sinir sistemi sürekli tehdit algısındaysa kişi ne kadar ilişki isterse istesin, beden düzeyinde yakınlığa kapalı kalır. Çünkü beden için öncelik bağlanmak değil, güvende kalmaktır. Bu yüzden birçok insan zihinsel olarak “hazırım” derken beden dili, ses tonu ve tepkileriyle tam tersini iletir.

İletişim psikolojisi açısından bakarsak aşk, iki insanın karşılaşması yerine duygusal olarak senkronize olabilmesi olarak açıklanabilir. Bu senkronizasyon sözcüklerden çok, bedenler arası mikro iletişimle kurulur. Bakışların süresi, sessizlikte kalabilme kapasitesi, yaklaşma ve geri çekilme ritmi… Duygusal olarak düzenlenmiş bir kişi, karşısındakine “buradayım ve temas edebilirim” mesajını farkında olmadan iletir. Bu mesaj, karşı tarafta da benzer bir açıklık yaratır. Bu noktada gerçekçi bir çerçeve netleşir: Aşk düşünceyle “çekilmez” ama düşünce, bedenin ilişkiye açık olup olmadığını belirleyen süreci başlatır. Zihinsel niyet algıyı, algı davranışı, davranış da ilişki ihtimalini etkiler. Kendini gerçekleştiren kehanet burada bir kader değil, bir mekanizma olarak çalışır.

Çoğu insan “aşkı manifestlemek” isterken aslında sevilmeyi, seçilmeyi ve yalnızlığın bitmesini ister. Bu ihtiyaçlar insani ve meşrudur. Ancak bu ihtiyaçlar duygusal olarak düzenlenmemişse, kişi ilişkiyi bir karşılaşma alanı değil, bir eksiklik giderme yolu olarak kurgular. Böyle durumlarda “çekilen” şey aşk değil, çoğu zaman tanıdık bir ilişki döngüsüdür. Bu yüzden belki de “Aşkı manifestleyebilir miyim?” yerine “Benim beklentilerim ve iletişim dilim hangi ilişkiyi kendime doğru çağırıyor?” diye sorarak önceliği aşkı bulmaya değil de kendi ritmimize ve ihtiyaçlarımıza vermek, çok daha sağlıklı sonuçlar getirebilir. Bu sorunun cevabı değiştiğinde kehanet de ihtimal de deneyim de değişecektir.

Instagram

X

LinkedIn

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

Avrupa Birliği’nden ‘Vizesiz Seyahat’ Kararı: Vizesiz Seyahat İçin Görüşülen Ülkeler İçinde Türkiye de Var!
Kızılcık Şerbeti Seyircisi, Yeni Fatih Emre Dinler'e Yorum Yağdırdı
Avustralya'da Bir Kasaba Haraptar Köyü Gibi Halkıyla Satışa Çıkarıldı