Bilimsel, psikolojik ve metafizik–ezoterik yaklaşımlar çoğu zaman birbirine karşıt gibi sunulur. Oysa bu karşıtlık, çoğunlukla bilginin kendisinden değil, bilginin yanlış düzlemde kullanılmasından doğar.
Bilim, gözlemlenebilir olgular üzerinden çalışır. Psikoloji, insan deneyiminin zihinsel ve duygusal süreçlerini anlamaya odaklanır. Metafizik ve ezoterik yaklaşımlar ise deneyimin anlam, bilinç ve yönelim boyutunu ele alır.
İkilem şu noktada başlar, bir düzleme ait açıklama, başka bir düzlemin yerine geçirildiğinde.
Örneğin;
bir kişinin bir başkasını “hissetmesi” bilimsel olarak ölçülebilir bir veri sunmayabilir.
Bu durum, deneyimin yaşanmadığı ya da gerçek olmadığı anlamına gelmez. Sadece bilimin, bu deneyimi kendi araçlarıyla tanımlamakta yetersiz kaldığını gösterir.
Aynı şekilde, bu hissi yalnızca metafizik bir bağ olarak açıklamak da, psikolojik süreçleri ve bilinçaltı dinamikleri tamamen devre dışı bırakmak anlamına gelir.
Bu da başka bir indirgemedir.
İkilem, “hangisi doğru?” sorusundan doğar.
Oysa daha işlevsel soru şudur:
Bu deneyim hangi katmanlarda, nasıl birlikte çalışıyor?
Bilimsel bakış, deneyimin nasıl ortaya çıktığını araştırır.
Psikoloji, deneyimin bireyde nasıl işlendiğini açıklar.
Ezoterik ve metafizik yaklaşımlar ise deneyimin neyle temas ettiğini ve hangi bilinç alanını harekete geçirdiğini sorgular.
Bu üç yaklaşım birbirini çürütmez. Birbirini tamamlar.
Ancak biri diğerinin yerine geçirildiğinde, zihin bir ikilem üretir. Ya bilimsel olacaksındır ya da spiritüel. Ya psikolojik açıklamayı kabul edersindir ya da metafizik olanı.
Bu, insan zihninin ikilik kurma eğilimidir. Oysa deneyim dediğimiz program, ikili değil; çok boyutlu ve çok katmanlıdır.
Bilim, metafiziği yalanlamaz.
Metafizik, bilimin karşıtı değildir.
Psikoloji ise bu iki alan arasında köprü kurabilecek en güçlü dillerden biridir.
İkilem yaratan unsur, alanların kendisi değil, onları hiyerarşik olarak sıralama ihtiyacıdır. Bütünleşik bakış, bir alanı diğerinin üstüne koymaz. Her birini, kendi sınırları ve gücüyle kabul eder.
Bu nedenle gerçekliği anlamaya çalışırken sorulması gereken soru şudur:
“Bu deneyimi hangi araçla açıklıyorum veya açıklayabiliyorum?”
ve ardından şu soru gelir:
“Bu araç, deneyimin hangi kısmını kapsıyor, hangisini dışarıda bırakıyor?”
Bu farkındalık oluştuğunda, bilimsel, psikolojik ve ezoterik anlatılar çatışmayı bırakır. Yerini çok katmanlı bir okuma biçimine bırakır. Ve belki de tam bu noktada gerçekliğe en çok yaklaştığımız yer burasıdır.