Nostalji endüstrisi dediğimiz dev bir makineyi besliyoruz böyle yaparak. Hatta belki de beslemenin ötesinde, yeniden yaratıyor ve şekillendiriyoruz. Geçmişi özlemek insan doğasının bir parçası, bunu biliyoruz. Ama artık o özlemi eski plaklarımızı dinleyerek ya da konserlerin bulanık videolarını izleyerek gidermenin çok ötesine taşıdık mevzuyu. Geldiğimiz noktada, teknoloji devreye girip bize şunu diyor: 'İstediğin kadar geçmişe dön, hatta olmamış; hiç yaşanmamış hikayeleri bile gerçekleştirelim.' Freddie hiç Nirvana şarkısı söylemedi mi? Hiç sorun değil, bak şimdi söylüyor.
Bir yandan büyüleyici tabi. “Dijital diriliş” diyebileceğimiz bu olgu, sanatçıların mirasını yeni nesillere taşımanın farklı bir yolu oluyor. Belki bugün 15 yaşında olan bir genç, bu AI cover sayesinde Freddie Mercury'nin sesini keşfediyor. Hatta o ses onu Queen'i dinlemeye, araştırmaya ve keşfetmeye yönlendiriyor. Fakat burada ilginç bir nesiller arası yarık da var; z kuşağı için Freddie Mercury zaten bir efsane, ama hiç yaşamadıkları, hatta onlar doğmadan önce biten bir dönemin parçası. AI cover'lar onlarda 'keşke o zamanlar yaşasaydım' hissini perçinliyor, kuvvetlendiriyor. Sanki geçmişe açılan dijital bir kapı gibi. Oysa bu durum 80'lerde ve 90'larda Queen konserlerine giden kuşak için biraz sahtekarlık gibi geliyor. 'Gerçeğini görmüş ve dinlemiş olan biri olarak söylüyorum, bu yapay bir sahtekarlık' diyorlar veya böyle bakabiliyorlar. Haklılar da bir yandan. Ama bir diğer yandan, genç nesiller için 'gerçek' deneyim diye bir şey yok ki ortada. Onlar için bu, Freddie'yi tanımanın tek ve en “gerçek” yolu belki de.