20. yüzyılın başlarında keşfedilen fosfat yatakları, Nauru’nun kaderini tamamen değiştirdi. Britanya ve Almanya tarafından işletilen madenler, uzun yıllar boyunca ada ekonomisinin temel gelir kaynağı oldu. Bağımsızlığın ardından fosfat kontrolünü devralan yönetim, kısa sürede olağanüstü servet birikimi sağladı.
1980’li yıllara gelindiğinde uluslararası basın, Nauru’yu 'dünyanın en küçük ve en zengin demokrasisi' olarak tanımlıyordu. Kişi başına düşen gelir, petrol ihracatçısı ülkeleri geride bırakmıştı.
Ferrari ve Lamborghini gibi spor otomobillerin ithal edildiği, özel uçaklarla alışveriş seyahatleri yapıldığı aktarılıyordu. Ancak fosfat rezervlerinin sınırlı olması, refah döneminin de sınırlı kalmasına yol açtı.
Kınamayalım gülmeyelim yarın ne olacağı belli olmaz
Yerlerinde olsam referandum yapıp Avustralya ile birleşirdim. Ülkeyi Avustralya'nın eyaleti yapardım.
pasaportu sadece 42 ülkeye vizesiz gidebilen, istanbula ilçe olsa yüzölçümü olarak 35. nufus olarak 22. olan, bırak ilçe olmayı beşiktaş'a mahalle olsa nufus açısından ilk 10'a giremecek olan ülke, vatandaşlık için 4,5 milyon para istiyor. Bu ne özgüvendir, anlayamadım