Bir uyluk kemiğindeki ısırık izleri, kalıntıların bir yırtıcı tarafından taşındığını gösteriyor. Büyük ihtimalle bir sırtlan. Bu da mağaranın yalnızca insanlar için değil, yırtıcılar için de bir sığınak olduğunu düşündürüyor.
Anatomik detaylar ise işin en çarpıcı kısmı. Fosiller, Avrupa’da yaşamış Homo antecessor ile benzerlikler taşıyor. Aynı zamanda diş yapısında, daha sonraki Homo sapiens’te görülen özelliklerin izleri var. Bu durum, Afrika ve Avrupa’daki erken insan toplulukları arasında sanılandan çok daha yakın bir bağ olduğunu gösteriyor.
Ortaya çıkan tablo şu: Neandertallerin, Denisovalıların ve modern insanların ortak atası, düşünüldüğünden daha erken bir dönemde ve Afrika’da yaşamış. Avrupa’daki Homo antecessor hattı, bu atadan türeyerek Neandertallere uzanırken Fas’taki fosiller, Homo sapiens’e giden yolu temsil ediyor olabilir. Her iki hattın kökeninde ise Afrika dışına ilk çıkan insan türlerinden biri olan Homo erectus’un bulunması son derece muhtemel.
Bu da insanlık tarihinin düz bir çizgi olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Yaklaşık 800 bin yıl önce Afrika’daki bazı Homo toplulukları Orta Doğu üzerinden Avrupa’ya göç ederken, bazıları kıtada kaldı. Aynı kökten gelen bu gruplar zamanla bambaşka evrimsel yollara saptı.
Fas’taki buluntular, Afrika’da kalan kolun hikâyesini anlatıyor. Bu soy hattından, yüz binlerce yıl sonra modern insan ortaya çıktı. Ancak 800 bin ile 300 bin yıl arasındaki kritik dönem hâlâ karanlıkta; bu boşluğu dolduracak fosiller neredeyse yok.