Ne çok acı sığdırıyoruz kısacık yaşantılarımıza...
Ne çok acı sığdırıyoruz kısacık yaşantılarımıza...
Yazılarında Atatürkçülüğü, barışı, ifade özgürlüğünü ve bağımsızlığı savunan Abdi İpekçi, 1970'li yılların siyasi ortamında akılcı, çağdaş ve ılımlı yazılarıyla ülke gündeminin nabzını tutuyordu. 1 Şubat 1979 gecesi, evine dönerken Mehmet Ali Ağca tarafından silahlı saldırıya uğradı. Oral Çelik ve Mehmet Şener'le cinayeti tasarlayan Mehmet Ali Ağca idamla yargılandı ancak Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı.
İşçi sınıfını o yıllarda hakkıyla temsil eden ve defalarca tutuklanmasına rağmen işçilerin sendikalaşması için verdiği mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyen Kemal Türkler, tıpkı Abdi İpekçi gibi evinin önünde silahlı saldırıya uğradı. Yıllarca süren mahkeme sonrası zamanaşımı gerekçe gösterildi, sanık Ünal Osmanağaoğlu beraat edildi.
'Bir pazar sabahıydı, Ankara kar altında...' diye başlar şarkı. Uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazılarıyla Türkiye gündemine ışık tutan ve Sakıncalı Piyade, Söz Meclisten Dışarı, Silah Kaçakçılığı ve Terör kitaplarıyla pek çok dosyayı sorgulayan Uğur Mumcu karlı bir Ankara sabahında evinin önünde, arabasını çalıştırdığı anda yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Failleri hiçbir şekilde bulunamadı, dava zaman aşımına uğradı.
Türkiye'deki her etnik topluluğun barış içinde yaşaması gerektiğini savunan ve ifadeleri nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinden yargılanan Hrant Dink, yakın mesafeden açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi. 19 yaşındaki Ogün Samast tarafından öldürüldüğü kamera görüntülerinden anlaşıldı, azmettirici Yasin Hayal'le birlikte hapis cezasına çarptırıldı. Kamu görevlilerinin yargılandığı 76 kişilik dava sürüyor.
1970'li yıllardan bugüne evinin, işyerinin önünde öldürülen, sokak ortasında uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitiren bu insanların ortak noktası birilerini rahatsız etmeleriydi. O yüzden hepsinin hikayesini anlatmak istedik, elimizden geldiğince...
Bugün Tahir Elçi'nin nasıl öldürüldüğünü, sonrasında neler yaşandığını ve adalet arayışındaki eşi Türkan Elçi'nin sırf davaya katılabilmek için hukuk fakültesinden mezun olmasından bahsedeceğiz. Ve tabii ki adaletin hâlâ sağlanamamasından...
14 Ekim 2015'te Ahmet Hakan'ın sunduğu Tarafsız Bölge programına katılan ve PKK'nın terör örgütü olmadığını, silahlı bir siyasi hareket olduğunu dile getiren Tahir Elçi 20 Kasım'da Diyarbakır'da gözaltına alındı ve İstanbul'a götürüldü. Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra iddianamesi hazırlandı ve yurt dışına çıkış yasağı getirildi.
Tüm bu sürecin ardından 28 Kasım 2015 günü bir basın açıklaması yapan Tahir Elçi, 'Bu tarihi bölgede, birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun, diyoruz” dedi, açıklamanın hemen ardından ateş açıldı ve başına isabet eden kurşunla yaşamını yitirdi.
Tahir Elçi'nin davası tam beş yıldır sürüyor. Mermi çekirdeğinin bulunamadığı olay yerinde delillerin toplanmadığı, incelemenin yapılmadığı ve polis kamerası ile çevredeki PTT'nin kamera görüntüsünün kesildiği iddia edildi. Bir lokantanın kamerasına ait görüntülerin hiç açılmadığı dosya için dört ay sonra hazırlanan raporda vuran atışın nereden ve kimden geldiğinin tespitinin tıbben ve fiziken mümkün olmadığı belirtildi.
Tahir Elçi öldürülmeden önce hukuk fakültesi okumaya karar verdi Türkan Elçi ve eşi tarafından da destek gördü. Hukuk fakültesinin ilk yılını bitirdikten sonra, ikinci yılına başlamışken Tahir Elçi'yi kaybetti. Aradan geçen bir yıllık süreci ise şöyle anlattı:
Meşum olay sonrası okula bir yıl ara vermek zorunda kaldım çünkü neredeyse sekiz dokuz ay taziye evimiz açıktı. Öğretmenlikten istifa edip bir müddet İngiltere’de kaldıktan sonra Türkiye’ye geri dönüp İstanbul’a yerleştim ve okulu bitirmeye karar verdim. Ortaklaşa verilen bir kararın yarım bırakılması beni sürekli rahatsız etti diyebilirim.
Röportajın tamamı Cumhuriyet gazetesinden okuyabilirsiniz.
Bir yılın ardından Tahir Elçi'nin hatırası için okulu bitirmeye karar verdi ve derslerine adeta dört elle sarıldı. Zorlandığı anları dile getirirken, hayal etmesi zor bir acının altından nasıl kalktığını da şu sözlerle ifade etti:
Gün oldu denizi seyrederken vapurda ansızın bir keder bastı. Gün oldu metronun kalabalığında Tahir’e uzaktan benzettiklerim oldu. Benzettiklerimin haberleri olmadan onlara bakarak ağladığım oldu. Denizin dalgalanışını gördükçe, yediğim bir yemeğin tadına baktıkça o hiçbirini görmüyor, yemiyor diye boğulduğum anlar oldu. Okulda dersini hararetle anlatan hocaları dinlerken başka başka yerlere uçup gittiğim çok oldu; hocaların ne anlattığını bilmediğim anlar azımsanacak gibi değildi. Hiçbiri beni şaşırtmıyordu, hazırlıklıydım çünkü taşıdığım yük, ağır bir acının yüküydü. Altında zorlanmamak mümkün değildi.
Ekimde görülecek duruşma için orada bulunacağının altını çizen Türkan Elçi, bunun kendisi için bir zorunluluk olduğunu da söyledi. Başarmanın huzurunu ise şu sözlerle özetledi:
Şu an zor bir zamanda iyi şeyler başarmanın huzurunu yaşıyorum. Çocuklarımın üzerinde çok olumlu etkisi oldu çabalarımın... Birbirimize güç verdik diyebilirim. İki çocuğumun da okulu nasıl bir istekle bitirmeye çalıştığımı gördükleri için mezun olmama benden daha çok sevindiklerini şu an görebiliyorum. Onların mutluluğu beni daha da güçlendiriyor. Benim verdiğim en iyi sınav, çocuklarımın nazarında verdiğim sınavdır. Onlara örnek olmuşsam ne mutlu bana.
bu onedionun derdi ne terörist pkk seviciliginden vazgecin yeter artik bu kadar acik bariz yapilmaz bu ülkede şehit olan insanlarin kanlarina yazik vatan hainlerini savunan karaktersizler
Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu ile aynı kefeye koyduğunuz Tahir Elçi, Çözüm Süreci'nde Lice'ye dikilen terörist heykelini yıkıp heykelin kafasına basan asker hakkında disiplin soruşturulması açılmasına önayak olanlardan birisidir. Heykelin kaldırılması sırasında çıkan olaylar yüzünden askerlerin silahlarına el konulmasında Tahir Elçi'nin de rolü vardır ve şu yazdıklarımın tamamı Haziran-Ağustos 2014'te devlet makamlarınca ortak hareket edilerek yapılmıştır. Tahir Elçi, Ekim 2015'te PKK yandaşlığı yaptığı için gözaltına alınmıştır. Peki bir senede ne değişti? Çözüm Süreci denilen illet Temmuz 2015'te TSK'nın yaptığı operasyonla bittiği için Selahattin Demirtaş da dahil olmak üzere iktidarın sevgi pıtırcığı ilân ettiği herkes anında terörist oldu. Ve Tahir Elçi, Kasım 2015'te PKK ile çıkan çatışma sırasında ölmüş, iki polisimiz de şehit olmuştur.
Editör boş yapma ! Barış elçisi dediğin herifin tabutundaki bayrağı da görüyoruz. Terbiyesizliğin lüzumu yok