“Benim dediğim gibi olmuyor” hâli bizi öfkelendirir. Bunun bedende bir yeri vardır. Bu işin organı Karaciğer’dir. Eğer kişi sık öfkeleniyorsa, zamanla karaciğeri yağlanabilir, hastalanabilir ve buna bağlı olarak safra kesesi, pankreas gibi diğer organları ve duyguları da tetiklenebilir.
O zaman karaciğeri iyileştirmek, asitleri ve yağları atabilmek ve doğru beslenmek önemlidir. Hatta doğru zamanda doğru yemeği yemek.
Peki duygular tarafında ne vardır?
Burada ne kadar egomuzla kendi isteklerimizin gerçekleşmesini istiyoruz? Ne kadar hırslarımız var? Bunları fark etmek önemlidir; fark ettikçe de sisteme itiraz ederek, geçmişe kızmak, geçmişi değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz hâlde geçmişe öfkeyi sürdürmek… yani “Geçmiş, niye benim dediğim gibi olmadı? Benim istediğim gibi olmadı?” diye takılı kalan hallerden özgürleşmek.
Çünkü buradaki öfkenin temelinde çoğu zaman farkındalık eksikliği vardır. Özellikle geçmişe olan tüm öfkelerimiz, bizim annemizle, dünyayla, rahimle, yerle, yer tengriyle olan sorunumuzun devamıdır. Burada hangisinde kendimizi yakalar, görür şifalandırırsak, bunların her bir tanesi de iyileşmiş olacaktır.
Yani öfke kaynağını bulduğumuzda — bu bir anne, bir arkadaş, bir patron olabilir — buradaki bu öfkeyi fark edip, içeride onun ateşinin nerede arttığını görmek için oraya odaklanıp, derinleştiğimizde, göreceğiz ki, aslında o kızdığımız ve öfkelendiğimiz şey; o durumu ve hâli onaylamayan tarafımızdır; orada onaylamadığımız, bazen onaylanmadığımız hal bizi öfkelendiriyordur. Bazen de bu ateşe zaman içerisinde alışıp, sanki besini ve gıdası gibi öfkelenmekten beslenenlerimiz de olmaktadır.