Altın, sudan ve dere yatağındaki diğer minerallerden çok daha ağır olduğu için akıntıyla sürüklenirken suyun yavaşladığı noktalarda dibe çöker. 'Plaseryen yatak' denilen bu birikimler; genellikle nehir kıvrımlarının iç kısımlarında, kaya çatlaklarında veya büyük engellerin arkasında oluşur. Bu durum, altını arayacağınız yeri belirlerken tamamen suyun dinamiğini takip etmeniz gerektiği anlamına gelir.
Dereden çıkarılırken kullanılan en yaygın ve basit yöntem, 'pan' adı verilen özel eleklerle kumun su içinde dairesel hareketlerle elenmesidir; bu sayede hafif malzemeler dışarı atılırken altın dipte kalır. Daha verimli bir çalışma için dereye yerleştirilen ve 'sluice box' denilen setli kanallar kullanılır. Bu kanallardan geçen su, ağır metalleri kanalın tabanındaki halı veya tırtıklara hapsederken değersiz kumu süpürüp götürür.
Derelerden altın bulmak büyük bir sabır gerektirir. Çünkü genellikle elde edilen sonuç büyük külçelerden ziyade 'altın tozu' olarak adlandırılan çok küçük zerreciklerdir. Fakat bildiğiniz üzere günümüzde bu bile değer kazandı. Türkiye'de bu işi hobi olarak yapmak popülerleşse de, kazı yapılacak alanın sit alanı olmaması ve çevresel ekosisteme zarar verilmemesi kritik önem taşır. Ticari boyuttaki aramalar ise mutlaka devletten alınan resmi maden ruhsatına tabi tutulur.
Yöntem yaklaşık 1000 yıl önce keşfedildi ama siz bilirsiniz.. yeniymiş gibi paylaşın..
“Altın Peşinde” ile “Köpüklü Sular” sayesinde, tüm teknikleri kaptık.