Güneyden, kuzeyden gelen haberler yanı sıra ocağımdan yani cüzdanımın etkisinden de kurtulabilirseniz, durumun can yakan kısmana buyurun…
Önümde Türkiye’nin gündemi var: Siyasetin o bitmek bilmeyen polemikleri, kimin nereye aday olacağı, domates fiyatı, futbol kavgaları…
Dönüp Davos’un ajandasına bakıyorum: Kuantum Ekonomisi… Biyo-üretim… Uzay ekonomisi… Ve “Yapay Zeka Yönetişimi” yani yapay zeka etiğini aşan bir sistemden bahsediyoruz. Etik vicdani bir durum, yönetişim kurumsallık…
Bizim listemizle onların listesi arasında tek bir ortak madde yok.
Korkum şu: Tıpkı Sanayi Devrimi’ni kaçırdığımız gibi… Tıpkı İnternet devrimini sadece “tüketici” olarak yakaladığımız gibi… Bu “Kuantum Çağı”nı da, ancak tepemize bir dijital bomba düştüğünde fark edeceğiz.
Beş yıl sonra ne olacak?
Bakın, Caracas’taki duman Davos’ta birkaç gün konuşulur. Sonra unutulur.
Ama “kuantum ekonomisi” gibi kavramlar, konuşulup unutulmaz. Konuşulup bütçeye girer.
WEF Davos 2025’te ne tartışıldıysa, 2026’da kurumsal stratejilere dönüşüyor. 2027’de regülasyonlara. 2028’de piyasa standartlarına...
Ve bir gün, kuantum bilgisayarın “ne zaman” geldiğini tartışmayacağız. Tıpkı internet gibi… Bir sabah uyanacağız ve “zaten gelmiş” olacak.
Bana sorarsanız, bu yazıyı okuyan her iş insanının, her akademisyenin, her bürokratın kendine sorması gereken tek soru şu: “Hazır mıyım?”
Çünkü Davos’taki karın altında, görünmez ama güçlü bir akıntı var. O akıntı, şimdiki konfor alanlarımızı sessizce aşındırıyor.
Ve bu akıntıya karşı yüzmeyi öğrenemeyenler, nereye sürükleneceklerini bilmeyecekler!
Pazar günü kahvenizi içerken bir düşünün. Torununuzun geleceği Caracas’taki darbede mi, yoksa İsviçre Alpleri’nde konuşulan o görünmez ekonomide mi?
Daha net bir uyarı yapayım: Konsantrasyonumuzu bozmayalım. Gündemimizde olmayan şey, gün gelir kaderimiz olur. Ve o gün geldiğinde, “hazır değiliz” deme lüksümüz olmayacak.