Evlilik insanın yaratıcılığını geliştiriyor mu yoksa öldürüyor mu gerçekten bilmiyorum 😂
Evlilik insanın yaratıcılığını geliştiriyor mu yoksa öldürüyor mu gerçekten bilmiyorum 😂
Orta yaşlarda gezinen, özel sektörde çalışan, iki çocuk annesi evli bir kadınım. Bu sene evliliğimizin 13. yılına giriş yapmış bulunuyoruz. Bu arada kocamla da 1 yıllık bir flörtten sonra, gayet severek evlendik. Buraya kadar her şey çok klasik zaten. Bütün gün çalışıyorum, eve geliyorum çocuklarla ilgileniyorum, hepinizin yaptığı ev işleriyle ilgileniyorum ve yatıp uyuyorum. Zaten ben yatıp uyumasam kocam yatıp uyuyor, uyumayıp ne yapacaksın? Hayatın koşturması ve belki de evliliğin getirdiği monotonluk sebebiyle cinsel ilişkimiz epey bir sekteye uğradı. Ölüp bittiğim adamla bacı kardeş gibi olduk desem yalan değil. Fakat tabii hormon denilen şey sizden ayrı bir cumhuriyet, bazı talepleri oluyor kendilerinin. Hem onu da boşver, ikimiz de ölmediğimize göre bu işe bir çözüm bulmak gerekiyordu. Yoksa bu ev yatılı öğrenci yurduna dönecekti: ye, iç, yat uyu!
Herkes başladı janjanlı hayatlarını anlatmaya. O öyle yapıyormuş da, öbürü başka bir şekilde yapıyormuş da, aman çok mükemmellermiş de, falan filan… Kendime dışardan baktığımda, Küçük Emrah’ın yarım ekmek dönere baktığı gibi arkadaşlarımı dinlediğimi fark ettim. Üzüldüm, bozuldum, sinirlendim, hepsini aynı anda yaşadım ama hiç çaktırmadım. Kocamı oraya bir yere dikey olarak gömmek istedim ama yapmadım. Bizde de sorun olmadığını, her şeyin yolunda gittiğini yuvarlak cümlelerle geçiştirdim çünkü detay verirsem çaktıracaktım. Neyse bunları susturdum bir şekilde, döndük yine işimizin başına.
Dedim ki kendi kendime “Kızım bu işi halletmek zorundasın”. Ne yapacaktım? Hintliler gibi elime flüt alıp yılanı dans mı ettirecektim? Hayır, benim böyle bir yeteneğim yoktu ve ayrıca ben Hindistanlı değildim. Bunları düşünürken elimdeki telefonla oynuyor, Facebook, Instagram dolaşıyordum ki işte o an kafamın üstünde bir ampul yandı çizgi filmlerdeki gibi.
Videoda çok güzel bir dansözün kıvrak dansı vardı ama bizim Asena gibi döve döve değil de daha demin bahsettiğim yılanın kuzeni gibi dans ediyordu. Önce dedim ki “Aslında biraz kilo versem ben de böyle olurum”… Sonra da “Sıçarım kilosuna, ben de yaparım bunu”. Yediğime içtiğime dikkat etsem de iki çocuk anası olarak tabii ki o kadınlar gibi bir vücudum yok, zaten derdim başımı aşmış. Daha sonra bir ampul daha yandı kafamda “Aha” dedim. “Böyle bir şeyi alıp giysem, Mehmet’le (kocam) olan kardeşliğimize bir son verebiliriz belki” Başladım Google’dan “dansöz kostümü” bakmaya. Bu arada hala otobüste olduğumu hatırlatırım. Deli çevikliği geldi bana bir anda!
Açtım bilgisayarı, başladım detaylı kostüm arayışına. Çok acayip modeller var arkadaşlar, olay bambaşka yerlere gelmiş bir kere onu söyleyeyim. Ben normal İbo Şov dansözü olmaya çalışırken karşıma çok acayip şeyler çıktı. Şunun gibi yani…
Zaten onları giyip Mehmet’in karşısına çıksam herhalde kısmi felç geçirirdi, hepten bir çuval inciri berbat edebilirdim. Kredi kartıyla alışverişimi yaptım, teslimat için ofisin adresini verdim. İki gün sonra kargom elime ulaştı. Bizde ritüel şudur: Kargosu gelen açıp diğer kızlara gösterir, havasını atar, sonra çantasına koyar gider. Yan yana çalıştığım Damla geldi o sırada “Ne aldın kız göstersene?” dedi. Bir an elim ayağım boşaldı, ne yapacağıma karar veremedim. O an ağzımdan “Zıbın aldım” lafı çıktı. Damla'nın gözlerindeki o anlamsız bakışları görmenizi çok isterdim. Mantığını hiç sormayın, gerçekten bir cevabım yok ama iki üç saçmaladıktan sonra bir şekilde konuyu kapattım ve paketi göstermeden kaçırmayı başardım.
Sonra dişlerimizi fırçalayıp yatağa girerdik, bir iki küçük denemeden sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ederdik. Bunlar hep kitaba yazılı şeyler gibi olduğu için biliyorum ben, yıllardır böyle bu işler.
Neyse o gün geldi çattı. Çocukları annemgile bıraktık, biz Mehmet’le her zaman gittiğimizi balıkçıya gittik. O ana kadar her şey alışıldığı gibi devam ediyordu. Ancak ben sıradan olmayan bir halde, fazla fazla içiyordum ve Mehmet gözleri belermiş şekilde, hayretler içerisinde bana bakıyordu. “Noldu ya?” der gibi kafamı saladım, “Yoo bi şey yok da şaşırdım. Sen bu kadar içer miydin ya?” dedi. “İçmez miydim?” dedim, olay yine benim panik anlarımda saçmalamama doğru gidiyordu. Yedik, içtik, kalktık eve gittik…
Ben bu arada çocukların odasında üstümü falan giyinmişim, kendimi Maksim Gazinosu’nun aranan ismi sanıyorum, havamı bir görmeniz lazım! Paketten bir de hediye zil çıktı, onları da taktım mı kuzu kuzu? İçerden acayip şıkırtılar eşliğinde çıktım yatak odasına gittim. Küçükken öğrenip sonrasında geliştirdiğim ne kadar figür varsa başladım mı yapmaya? Mehmet tamamen ışık görmüş tavşan gibi bakıyor bana. O böyle salaklaştığı zaman insanı ifadesiz bakışlarıyla deli eder, aynı öyle bakıyor yine. Hiç konsantrasyonumu bozmadım. Kah kalçamı kıvırıyorum, kah ellerimle slalom çiziyorum havada, inanılmazım ya inanılmaz. Darbuka solo giriyor bir yandan, keşkül gibi titriyorum. Kendi başarıma aşık olduğum için amacımı tamamen unutmuş durumdayım, harikalar yaratıyorum. Mehmet falan umrumda değil! Bir ara tek bacağımı atıp dönme hareketi yaparken başucumuza koyduğumuz su şişesini devirdim ama halının üstüne düştüğü için kırılmadı, sadece ıslandı. Zemin sorun değil, her yerde dans edebileceğime inancım tam.
Kaldığım yerden devam etmeye başladım kıvırmalara. O an vücuduma temas eden yabancı bir cisim uyarısı beynime gitti. Bir de baktım ki Mehmet, kenardan kenardan 100 TL sıkıştırmış bana. 100’lük için kızmalı mıydım, bu muydu yani bu kadar mıydı yoksa aldığım ilk bahşiş için başarımı kutlamalı mıydım gerçekten bilmiyordum. Kendi kendimi susturduktan sonra ikinci şarkıda artık yorulduğumu hissedip yatağın kenarına oturdum nefes nefese. Mehmet “Valla tebrik ederim, bu yönünü hiç bilmiyordum” dedi ve başladı kahkaha atmaya. Nasıl gülüyor anlatamam. Yerdeki şişeyi gördükten sonra daha da coştu, karnını tutarak ve gözünden yaşlar gelerek gülüyor. Adam gülmekten nefessiz kaldı nerdeyse, halbuki benim amacım başka şekilde bu oksijeni kullanmasına yönelikti. Bende motivasyon yavaş yavaş gitmeye başladı, zaten de yorulmuştum. Gittim çocukların odasına, kostümümü çıkardım ve pamuklu geceliğimi giydim. Kendimi başarısız hissediyordum, benden bir arzu nesnesi çıkmıyor muydu? Yoksa Mehmet bir odun muydu? Kestiremiyordum…
Ertesi gün apartman görevlisi “Yenge dün gece gürültü olmuş sizde, alt komşu şikayet etti” diye geldi. “Hangi gürültü be hangi gürültü!” diye adamı sarsmak istedim ama yapamadım çünkü dün gece çıkan tek gürültü horlama sesi olabilirdi.
Ama pes etmedim, yine denedim. Dansözlük olayında epey bir mesafe kat ettim diyebilirim. Bizim olaylar eskisinden çok farklı değil ama çabamız var şimdilerde bakalım. Annem “çocukları neden sürekli bana gönderiyorusunuz?” diye sormaya başladı ama yapacak bir şey yok. Evlilikte elbette cinsellik önemli fakat birlikte eğlenebildiğiniz, birlikte kahkaha atabildiğiniz ve anlaşabildiğiniz bir eş çok daha önemli. Kısa dansözlük kariyerimde öğrendiğim en iyi ders bu oldu diyebilirim.
Not: Bu arada beyler lütfen her şeyi devletten beklemeyin :)
hem güldüm hem üzüldüm. Kadın uğraşmış çabalamış, ne kadar tuhaf gelirse gelsin böyle bir çabanın sonu totoyu dönüp uyuyarak bitmemeli. Mehmet mesaj gayet net ya odunsun ya da bi doktora görün kardeşim
Adam odun çıktı Rıza Baba
Yani mesaj belli, gülsen de kahkaha atsan da bunu sarılarak yaparsın sonra devamını getirirsin adam gibi, hem de özel bir günde.. kadın uğraşmış o kadar.. sırf o yüzden bile uyunmaz