İslam ve pek çok insani gelenek, insana “Eşref-i Mahlukat” payesini biçer. Bu, sadece bir unvan değil, ontolojik bir sorumluluktur. Akıl, merhamet, adalet ve şefkatle donatılmış olmanın, bizi doğanın ve toplumun hoyratlığından koruması gereken bir kalkan, bir yücelik halidir. Peki, bu şerefli varlık, nasıl olur da kendi türünün yavrularını, en aciz ve en masum halleriyle, sistematik bir sömürü çarkının dişlileri arasına atar? Çocuk işçiliği, işte tam da bu “şeref” kavramının topyekûn inkârıdır. Bir çocuğun okul sırası yerine fabrika tezgâhına, oyun parkı yerine tarlanın tozuna mahkûm edilmesi, insanlığın kendi tanımına ihanetidir.
Dünya, 21. yüzyılda, uzaya araçlar gönderip yapay zekâ yaratırken, hâlâ 160 milyonu aşkın çocuğun emeğini sömürmekte bir beis görmüyor. Bu çocukların neredeyse yarısı, tehlikeli işlerde, insanlık dışı koşullarda çalıştırılıyor. Bu, bir ekonomik kalkınma modeli değil, bir medeniyet iflasıdır. Eşref-i Mahlukat bilinci, bize en güçsüzü korumayı emrederken, biz onları en acımasız piyasa kurallarının kollarına atıyoruz.