Filmin vizyona girmesinin üzerinden tam 15 yıl geçmesine rağmen, hala izlenen, hala replikleri günlük hayatta kullanılan Vizontele'nin unutulmaz repliklerini sizler için derledik.
Filmin vizyona girmesinin üzerinden tam 15 yıl geçmesine rağmen, hala izlenen, hala replikleri günlük hayatta kullanılan Vizontele'nin unutulmaz repliklerini sizler için derledik.
-Tabii ana biz de gittik. Hem benim askerliğimi yaktılar, ben 28 ay yaptım.
-Niye yakmışlardı ki?
-Boşver karışık bir olay.
-Ne karışığı be! Sen kadınla yakalanmadın mı?
-Kadın mı?
-Rıfat! Ayıp oluyor ama.
-Evli bir kadın hakkında ne biçim konuşuyorsun.
-Kadın bir de evli miydi?
-Ulan evli olduğunu niçin söylüyorsun?
-Ben söylemedim ki sen kendin söyledin.
-Kusura bakmayın. Herkes şaka yapınca bir tane de ben yaparsam sempatik bir hava olur diye.
-Yalnız arkadaşlarının anasına dikkat et.
-Merak etme baba.
-Ne Osmanlı'sı ulan?
-Sen askere gittiğin zaman daha Cumhuriyet kurulmamıştı ki.
-Yaranın kabuğu mu?
-Senle ilk buluştuğumuz gün düşmüştüm, kanamıştı. Sonra yara kurudu, ben de kabuğunu sakladım. İkimizin yarasıdır diye. Esasen çok saçmadır değil mi? Ama olsun düşündüm ki fotoğraf vermekten iyidir, fotoğrafa bakar bakar alışırsın. Ama yara öyle değildir. Etimden bir parçadır. Ne zaman baksan acırsın.
Yani her şeyi yeme. Senin bünyen zayıftır, dokunur. Bekle, önce birisi yesin, ona bir şey olmazsa sonra sen ye, tamam mı?
Geçen sefer gene gittim pavyona, içeri girdim. Sahibi geldi, 'Vay, Fikri Bey hoşgeldin.' falan, dedim 'Nereden tanıyor acaba?'. Meğer künyeyi görmüş. Dedim Feri nerede? Benim orada bir manita var, Feri Cansel'e benzediği için ben Feri diyorum. Asıl ismi Gülşen, arkadaşları da Münevver diyor, yalnız kaldığımız zaman da ben kuzu diyorum. Ya o kadar güzel ki.
-Paramı istiyorum.
-Ne parası lan?
-Geçen ay radyonu tamir etmedim mi? Sen de şimdi git, sonra gel demedin mi? Devamlı geliyorum gidiyorum vermiyorsun ya. Çocuk oyuncağı mı bu, vereceksin paramı!
-Bana ne kabadayılık ediyon lan hıyar!
-Temiz konuş Fikri Bey.
-Yürü ulan, s.ktir, A... çocuğu.
-Peki ana.
-Yalnız donunu giymeyi unutma.
-Ne donu ana? Vallahi giymemişim, nereden bildin ana?
-Kaybol hadi, kaybol!
-Hangi Yılmaz'ın?
-Oğlun, tanımazsın.
-Evet Fikri, müteahhitler ara sıra istihkak alırlar ama bazen de iş yaparlar. Sen iş sevmiyorsun, sen para seviyorsun. Ben sizin şebekeyi gayet iyi biliyorum. Şehirdeki bütün ihaleleri bir şekilde alıyorsunuz ama iş yapmak yok.
-Sayın Başkan bu acı lafların beni rencide ediyor ya.
-Merak etme Fikri, sen rencide olmazsın. Sadece sen değil, benim tanıdığım hiçbir öküz lafla rencide olmaz.
-Bedri Ağa mı? Katırcı Bedri ne zaman ağa oldu?
-Ne yani, hayvansever bir insandan ağa olamıyor mu? Böyle bir kaide mi var? Katırları seviyordu rahmetli.
-Yok benim dedem şöyle büyük ağaymış da, yok benim dedemin katırları kimsede yokmuş da. Beni methetme kardeşim bana para ver. Bir cigara ver Sezgin.
-Yoktur vallahi.
-Ver ulan bir cigara.
-Dur bakayım, belki iç cebimde. Vallahi ben paketi attım zannediyordum. Demek ki içinde çok az kalınca atayım diye düşünmüşüm fakat atmamışım. E üstünden de zaman geçince, aklımda attım diye kalmış. Hakikaten atmış olsam aklımda bu kadar kalmazdı ha.
-Parayı alamayınca senin payın da bir dahaki sefere kaldı Sezgin. Haydi eyvallah.
-Var ama sana verip zayi etmek istemiyorum.
-Duymadım Sayın Başkanım, nasıl bir şey?
-Kıçına sürüyormuşsun, oradakileri döküp kafada çıkarıyormuş. Kıvırcık mıvırcık idare edeceksin artık.
-İlahi Reis Bey.
-Bu alet neyin nesidir Reis Bey, duyan var duymayan var?
-Bu alet, radyonun resimlisidir.
-Nasıl yani?
-Ya güzel kardeşim! Şimdi radyoda Zeki Müren şarkı söylemiyor mu?
-Söylüyor.
-İşte onu söylerken hem dinleyip hem göreceksiniz, aynı anda.
-Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?
-Vallahi orasını ben de bilmiyorum.
-E görürse iyi değil. Ev halidir kardeşim, insan icabında donla geziyor. Koskoca Zeki Müren'e karşı olur mu?
-Ya Zeki Müren hadi neyse, şarkıcıdır. Peki ajans saatlerinde n'olacak? Başbakan çıkar, Reis-i Cumhur çıkar, evde de böyle kravatla bütün gün oturamayız ki.
-Ya saçma sapan konuşmayın be! Sinemada artistler sizi görüyor mu?
-Görmüyor mu?
-Görmüyor! İşte bu sinema gibi olacak. Artık her evde bir sinema olacak ve bilet almaya lüzum kalmayacak.
-Ne?
-Ankara'yı diyorum, avcumun için gibi bilirim.
-Yukarı Ayrancı'dan mısınız?
-Hayır.
-Aşağı Ayrancı?
-Hayır kardeşim.
-Ortada hani bir tane park var, oradan mı?
-Hayır kardeşim, hayır!
-Fikri benim adım. Yol yorgunu herhalde kadın.
-Ne konuştun lan karıyla?
-Kim? Karı benle konuştu. Ankara'ya gelince beni ara falan. Adresini verdi. Gel şu dükkana gidelim de yazalım unutmadan.
-O gün de maça gelmiş. Ben devamlı terliyorum, daha maç başlamadan ha. Neyse maç başladı, hemen bir korner oldu, korneri bizim Rıfat atmıştı. Yükseldim topa, ikinci dakikada köşeye taktım. Alkış kıyamet, bir döndüm bizim Leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-Kaç sene kalmıştı o kız burada?
-2 sene. Giderken bana bir mektup bırakmıştı, İzmir'e gelirsen ara diye. Ben de 5 sene sonra gittim.
-Ee bulabildin mi?
-Buldum, hatta bir de çay içtik. Ben, o, bir de kocası. O ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın. Burası için en güzel lafı Sadık Hoca söylemişti.
-Hangi Sadık Hoca?
-Lisede edebiyat öğretmeni yok muydu Afyonlu? Hayal kırıklığının başkenti demişti.
-İçinizde takla atmayan güvercinler var, kendini keklik zannedenler var. Siz taklacı güvercinsiniz kardeşim. İçinizde koca bir günü iki taklayla savuşturanlar var. Hangilerinizden bahsettiğimi siz de çok iyi biliyorsunuz. Ama burada isim verip hiçbirinizi arkadaşlarınızın içinde şey etmek istemiyorum. Ama bu böyle gitmez kardeşim, böyle gitmez. Bundan böyle takla atmayana yem yok. Yeter be, ben sizi her yere sıçasınız diye mi besliyorum? Eee sen takla atma, o takla atmasın, kim takla atacak? Ben mi atacam taklayı? Bundan sonra takla yok yem yok.
-Ya Emin abi bu kadar üstlerine gitme. Onlar neticede kuş.
-Ooo ne yapıyorsun la işe yaramaz?
-Babam seni çağırıyor.
-Baban mı? Hayırdır hocam beni niye çağırıyor?
-Reis Bey.
-Reisliği beni alakadar etmez, o benim öğretmenimdi. Cevap ver niye çağırıyor? Ya siz de öyle bakmayın ya, ama kızdırıyorsunuz beni.
-Emin abi n'oldu ya?
-Anamın en sevdiği türküdür bu. Bazen radyoda çalıyorlar, ben de dinletmek için koşuyorum fakat bir türlü yetişemiyorum. Ya türkü çok kısadır, ya mezarı çok uzağa yapmışım. Bir seferinde, geçen sene, ben buradan geçerken çalmaya başladı. Tam koştum anamın yanına geldim, bu sefer de pil bitti. Gerçi ben sonra bitmeyen bir pil yaptım ama.
-Nasıl yani? Sen bitmeyen bir pil mi yaptın?
-Hocam beni niye çağırmış?
-Vizontele için, duymadın mı o aleti?
-Alet mi? Ne aleti?
-Alet lafını duyunca deli oluyorsun değil mi?
-Bırak gevezeliği, ne aleti?
-Aslında kimsenin doğru düzgün bir şey bildiği yok, yani radyonun resimlisiymiş işte. Babam da dedi ki bunu yapsa yapsa...
-Radyonun resimlisi mi? Yaptılar mı sonunda!
Duvarı yıktınız bari briketleri kırmayın. Briketleri kırmamış olsalar aynı briketle duvarı tekrar yapardık ama şimdi gel gör ki... Hayır baba, ben briket açısından şey yaptım.
Buranın nesini seviyorsunuz? Çok zor buna cevap vermek. İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir. Buraya gazeteler iki gün sonra geliyor. Biz duyduğumuz bir havadise şaşırdığımız zaman büyük şehirdeki insanlar çoktan unutmuş oluyor. İşte Vizontele buna son verecek.
-Çok beğenilince devamını çevirmişler herhalde.
-Vizontele yangınından bahsediyorduk.
-Ohooo, Vizontele daha çok yanar oğlum. Sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bir şey. Mesela uzun boylu bir artist vardı, neydi o?
-Hah, Tarık Akan. Mesela o, o kadar uzun boylu değil. Benim burama geliyor, İstanbul'da gördüm. Sinema işte bunlar.
-Sene, geçen sene. Beyoğlu'nda gidiyorum, o bir tane ince bıyıklı bir artist vardı. Kimdi o?
-Ayhan Işık.
-Tam önümde gidiyor. Arkasındayım. Siz tabii Beyoğlu'nu bilmiyorsunuz, dükkanın arkasından döndüm, yürüyorum böyle. Turist Ömer'deki kimdi?
-Sadri Alışık.
-Ben şimdi bu Ayhan Işık'ın arkasından bağırdım; Turist Ömer, Turist Ömer dedim. Dönüp bakmadı adam, hayret. Demek ki Sadri Alışık'ın arkasından bağırsan Ayhan Işık, Ayhan Işık diye, o da bakmayacak. Bunlar garip şeyler işte, sinema. Hadi sıhhatler olsun.
-Kaputu açmışlar bir de aküyü çalmışlar. Kaputu açtınız bari aküyü çalmayın. Aküyü çalmamış olsalar hani...
-Ona mahsuben?
-Evet abi.
-Sen de bunu yedin.
-Evet abi. Çay söyleyim mi abi?
-Yok ben söylerim çayı, sen içeri geç içeri...
Çıkan çatışmada Rumlar ağır kayıplar verirken 2 subay ve 3 erimiz şehit düştü. Şehitlerimizin isimleri şöyle; Yüzbaşı Kerem Uçan, Teğmen Azmi Gündoğdu, Reşit Suveren, İskender Ergin ve Rıfat Doğan...
Sen replik değil kardeş, filmin senaryosunu yazmışsın.
O değilde Vizontele gerçekten BKM'nin en iyi filmidir. Türk sinemasının da en iyi filmlerinden biridir. Komedi ve dramın mükemmel bir karışımıdır.
İnsan sevdiğine yarasını verir mi ?