Çünkü bu çocuklar gökten düşmüyor.
Kimse bir sabah uyanıp “Bugün birini öldüreyim” demiyor.
Bu çocuklar bir iklimin içinde büyüyor.
Cezasızlığın, hoyratlığın, “yapanın yanına kâr kalır” duygusunun hâkim olduğu bir iklimde.
Bugün sokakta biri birini tehdit ediyor, ertesi gün serbest.
Bir kadın şikâyetçi oluyor, fail kapının önünde.
Bir hayvan öldürülüyor, dosya kapanıyor.
Bir çocuk bıçaklanıyor, “yaşı küçük” deniyor.
Sonra şaşırıyoruz.
Şaşırmamalıyız.
Çünkü çocuklar gördüklerini yapar.
Çocuklar güçlünün haklı, şiddetin çözüm olduğu bir dünyada büyürse,
ellerine kalem değil bıçak alır.
Daha kötüsü var.
Bu cinayetlerin ardından geride kalanlar tehdit ediliyor.
Acılı anneler susturulmak isteniyor.
Adalet arayanlar korkutuluyor.
Yani mesele artık sadece bir cinayet değil.
Bir düzen meselesi.
Bir ülkede çocuklar çocukları öldürüyorsa,
o ülkede adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil,
sokakta, okulda, evde, ekranda çökmüş demektir.
Hepimiz “bizim çocuklarımız” diye ayırıyoruz ya…
Yanılıyoruz.
Birilerinin çocukları “iyi aile çocuğu”,
birilerinin çocukları “zaten sorunlu” değil.
Bu ülkenin bütün çocukları aynı sistemin içinde büyüyor.
Ve o sistem şiddeti ödüllendiriyor, vicdanı cezalandırıyor.
Bugün “küçük” denilerek hafifletilen her ceza,
yarın büyümüş bir fail olarak karşımıza çıkıyor.
Bu yüzden sormamız gereken soru şu:
Bir çocuğu bir başka çocuğun öldürdüğü bu düzende,
asıl sorumlu kim?
Bıçağı tutan el mi,
yoksa o eli durdurmayan sistem mi?
Cevabı hepimiz biliyoruz.