Araştırmacılar, çekirdek koşullarını taklit eden yüksek basınç deneylerinde demiri temsilci metal olarak kullandı. Elmas örs hücresinde lazerle eritilen örnekler, atom prob tomografisi yöntemiyle atomik ölçekte incelendi. Bu teknik, hidrojenin silikon ve oksijenle olan etkileşimini doğrudan gözlemlemeye imkân tanıdı. Elde edilen veriler, hidrojen ile silikon arasında yaklaşık bire bir oran bulunduğunu gösterdi ve bu oran, çekirdekteki toplam hidrojen miktarının hesaplanmasında temel alındı.
Araştırma, yalnızca suyun kökenine değil, Dünya’nın manyetik alanının sürekliliğine ilişkin süreçlere de dolaylı katkı sunuyor. Çekirdekteki hafif elementlerin dağılımı, ısı transferini ve dolayısıyla jeodinamo mekanizmasını etkiliyor. Bu bağlamda hidrojenin varlığı, gezegenin uzun vadeli yaşanabilirliğiyle ilişkilendiriliyor. Ancak araştırmacılar, sonuçların dolaylı yöntemlere dayandığını ve belirsizlikler içerdiğini vurguluyor. Farklı modellere göre çekirdekteki hidrojen oranı daha yüksek ya da daha düşük olabilir. Buna rağmen çalışma, Dünya’daki suyun kökenine dair tartışmalarda önemli bir referans noktası olarak değerlendiriliyor.