Masumiyet Müzesi son dönemlerde izlediğim yerli dramalar arasında fark yaratan bir eser. Bir uyarlama olarak da son derece iyi senaryolaştırılmış ve hakkı verilmiş. Orhan Pamuk’un uyarlanmasına izin verdiği ilk romanında yer almak neler hissettiriyor, sizin için süreç nasıl gelişti?
Eylül Lize Kandemir:
Tabii ki çok büyük bir mutluluk, çok büyük bir gurur ama çok da büyük bir sorumluluk. Bence bu sorumluluğu bütün süreç boyunca hepimiz iliklerimize kadar hissettik. Çok fazla deneme çekimi yaptık, çok çalıştık. Sanıyorum ben 14 tane audition verdim bu iş için. Selahattin’le birlikte de birçok deneme çekimimiz oldu. Sete çıkmadan önce bile çok fazla çekim yaptık. O yüzden en başından itibaren çok detaylı, çok titizlenerek hazırlanan bir iş oldu. Set süreci de işin ağırlığını taşıyan bir konumdaydı. Zaten karakterler ağır, hikâye ağır… Bu nedenle set kolay geçti diyemeyeceğim, oldukça zorlayıcıydı ama öyle de olması gerekiyordu. Tamamen karakterlerimizin içinde kalmamız gereken bir setti.
Bir de ben romanı elime aldığım andan itibaren “Füsun” olmayı çok istedim, çok hayal ettim. Çok değişik duygular yaşadım o süreçte. O uzun süre zarfında çok coşkuluydum, ki normalde hayal kırıklıkları yaşamamak adına kendimi dizginlemeyi severim. Bu işte hiç durduramadım kendimi. Ne mutlu ki bugün buradayım.