Balıkesir Mutfağı Neden Konuşmuyor: 50 Peynir Var, Bir Hikâye Yok!

Dünyada gastronomi şehirleri, sahip oldukları ürünleri sayarak değil; neyi, neden ve nasıl pişirdiklerini bilerek öne çıkar. Lyon kimliğini envanterle kurmadı, San Sebastián bunu festival takvimiyle başarmadı, Bologna “bizde de var” diyerek görünür olmadı. Türkiye’de ise son yıllarda neredeyse her şehir, gastronomi sahnesine aynı cümleyle çıkıyor: “Bizde de var.” Peynir var, et var, tatlı var… Bu tekrar, bir iddiadan çok bir savunma refleksine dönüşmüş durumda. Balıkesir de bu koro içinde yer alıyor; güçlü bir mutfağı olmasına rağmen, hâlâ kendini ispat etmeye çalışan bir şehir gibi davranıyor. Oysa gastronomi, ispatla değil, iddia ile kurulur. Gaziantep’in, Hatay’ın ya da dünya örneklerinin farkı tam da buradadır: onlar önce ne olduklarını söylediler, sonra bunun arkasında durdular. Balıkesir ise yıllardır aynı eşiğin etrafında dolaşıyor; anlatmayı bildiği şeyler artıyor, ama söylemeye cesaret ettiği cümle bir türlü netleşmiyor. Balıkesir’in neden tanıtılamadığını değil; neden hâlâ kendini tarif edemediğini tartışmak için yazmak zorunda kaldım.

Balıkesir’in gastronomi alanında bir türlü hak ettiği yere ulaşamamasını yalnızca “tanıtım eksikliği” ile açıklamak meseleyi hafifletir.

Burada çok daha derin, çok daha yapısal bir problem vardır. Balıkesir’in sorunu ne mutfağının zayıflığı ne de ürünlerinin yetersizliğidir; sorun, bu potansiyelin nasıl bir akılla ele alındığı, kimler tarafından ve hangi stratejik derinlikle yönetildiği meselesidir. Yani problem mutfakta değil, mutfağı yöneten zihniyettedir.

Bugüne kadar Balıkesir gastronomisi üzerine üretilen yazıların, raporların ve projelerin büyük kısmı iyi niyetlidir. Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, ticaret ve sanayi odaları, ziraat odaları, üniversite, sivil toplum kuruluşları ve yerel inisiyatifler zaman zaman bu alana temas etmiş, çeşitli etkinlikler ve projeler üretmiştir. Ancak bu temaslar çoğunlukla reaktif, yani anlık ve parçalı olmuştur. Bir yerde “hıyarım var” diyen çıkmış, herkes elinde bir avuç tuzla oraya koşmuştur; fakat kimse bahçenin tamamını, toprağın yapısını, sulama düzenini ve uzun vadeli ürün desenini konuşmamıştır. Ortaya çıkan çaba, iyi niyetli ama yönsüzdür.

Belediyelerin gastronomiye yaklaşımı çoğu zaman etkinlik merkezlidir. Festival yapılır, stantlar kurulur, birkaç gün boyunca yerel ürünler sergilenir. Ardından gündem değişir. Oda’lar çoğunlukla ekonomik değer, satış ve marka tescili ekseninde konuyu ele alır; ürünün ruhu değil, piyasa karşılığı konuşulur. Üniversite tarafında ise akademik çalışmalar, tezler ve raporlar üretilir; ancak bu bilgi sahaya, mutfağa ve sofraya yeterince temas edemez. STK’lar ise çoğu zaman kendi ölçeklerinde kıymetli işler yapar, fakat bu çabalar üst bir stratejiyle birleşmediği için etkisi sınırlı kalır.

Sorun, bu kurumların varlığı değil; aynı masada, aynı hedef için, aynı dilde konuşmamalarıdır. Gastronomi, doğası gereği çok aktörlü bir alandır. Ancak Balıkesir’de bu aktörler yan yana durur, birlikte yürümez. Herkes kendi alanında doğru bir şey yapmaya çalışır; fakat ortak bir vizyon olmadığı için bu doğrular birbirini büyütmez, aksine nötralize eder.

Bu kurumsal dağınıklık, gastronominin bir “proje” değil, bir “süreç” olduğu gerçeğinin yeterince kavranmamış olmasından da kaynaklanır.

Çoğu girişim kısa vadeli sonuçlar bekler: bir festivalle tanıtım, bir video ile görünürlük, bir coğrafi işaretle başarı hissi… Oysa gastronomi şehirleri, on yıllara yayılan bir sabırla inşa edilir. Bugün Balıkesir’de eksik olan şey bütçe ya da ürün değil; süreklilik gösteren, ölçülebilir ve tutarlı bir gastronomi stratejisidir.

Bu strateji eksikliği, Balıkesir mutfağının anlatı diline de yansır. Peynir, kuzu, höşmerim, helva gibi güçlü ürünler vardır; fakat bu ürünler kurumsal çabalar içinde bile birbirinden kopuk şekilde ele alınır. Bir yıl peynir öne çıkar, ertesi yıl zeytinyağı, sonra bir başka ürün… Bu sıçramalı ilgi, mutfağın derinleşmesini değil, yüzeyde dolaşmasını sağlar. Gastronomi, moda gibi ele alınır; oysa gastronomi, kimliktir.

Daha da önemlisi, bugüne kadar yapılan çalışmaların büyük bölümü “nasıl tanıtırız?” sorusuna odaklanmıştır. Oysa tanıtım, en son aşamadır. Önce mutfağın ne anlattığına, Balıkesir sofrasının hangi kültürel, coğrafi ve tarihsel hikâyeyi taşıdığına karar vermek gerekir. Belediyelerin, oda’ların, üniversitenin ve STK’ların ortaklaşa cevaplaması gereken temel soru budur. Bu soru netleşmeden yapılan her etkinlik, iyi niyetli ama dağınık bir çaba olarak kalmaya mahkûmdur.

Sonuç olarak Balıkesir’in gastronomi alanındaki sıkışmışlığı, bir ilgisizlik değil; yanlış biçimde yoğunlaşmış bir ilgi sorunudur. Herkes bir yerden tutmaya çalışır, ama kimse bütünü sahiplenmez. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, güçlü ama sessiz bir mutfaktır. Balıkesir, gastronomi şehri olamıyorsa bunun nedeni potansiyel eksikliği değil; potansiyelin, ortak bir akılla derinleştirilememesidir.

Bu metnin işaret ettiği asıl ihtiyaç; yeni bir festivalden ya da yeni bir sloganından önce, kurumları aşan, kişilere bağlı olmayan, uzun vadeli bir Balıkesir Gastronomi Akıl Haritasıdır. Böyle bir çerçeve kurulmadığı sürece, “hıyarım var” diyen her sese koşulacak; ama sofranın kendisi bir türlü kurulamayacaktır.

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

İçeriğin Devamı İçin Tıklayın

Popüler İçerikler

Bir Devrin Sonu: 33 Yıllık Darıca Hayvanat Bahçesi Kapatıldı
Öğretmenler Hakkında Sosyal Medyada Paylaşılan CİMER Şikayetlerine DMM'den Yalanlama Geldi
30 Euroluk Gümrük Muafiyetinin Kalkmasının Ardından Pek Çok Ürünün Fiyatı Fırladı