Sürekli başkalarına iyi görünme ve onları hoşnut etme ihtiyacından kademeli olarak vazgeçmeliyiz. Zamanında bize yaşamı baskıcı ve zorba biri gibi öğrettiler. “Savaşmalısın yoksa kaybedersin! Mükemmel olmalısın yoksa horlanırsın, hayatla kavga etmelisin yoksa yok olursun” dendi... Böyle böyle herkese keskin sınırlar çizdik! Dişe diş göze göz savaşır hale geldik! Dur durak nedir bilmedik.
Ne kendimizle ne de hayatla kavgamız bitmek bilmedi. Hep bir meydan okuduk! Rest çektik, koşullar kurallar koyduk. Onlar olmazsa mutsuz olacağımızı düşündük. Halbuki bunların hiçbirine gerek yoktu. Hepimiz kendimize has özelliklerimizle zaten iyiydik. Dolunay diyor ki; sana yük gelen, baskı hissettiren ne varsa farklı açıdan bakarsan her birinin senin özüne ve şekillenmene yardımcı olduğunu anlarsın. Onlardan alacaklarımızın bittiğini ve yeterli miktarda öğrendiğimizi düşünüyorsak artık nitelikli yönlerimize odaklanabiliriz.
Ne zamandır isteyip de yapamadığımız, adım atamadığımız işlerimize yönelebiliriz. Kimseye karışmadan, başkalarının üzerimizde tahakküm kurmasına müsaade etmeden, kontrolü kaybetmeden ilerlemeliyiz. Hayallerinizi somut adımlarla güçlendirmek ve niyetlerinizi cesaretle taçlandırmak için çok uygun bir zaman. Bazı engeller güçle, bazıları zarafetle aşılır. Çünkü özümüze ters düşen bizi tatmin etmez. En derin meydan okumalar her taşı sırtlamakla değil, nerede ne yapmamız gerektiğini bilmekten geçer. Gemileri yakacaksanız da incinmekten korkmayacaksınız. Zira insan çoğu zaman aradığını bulamadığında öfkesiyle sadece gemiyi yakmaz! O geminin içinde umutlarını da, hayallerini de, olması mümkün ne varsa hepsini yakar.