Bir iletişim mecrasının melek mi şeytan mı olduğu nasıl kullanıldığı ile ilgili.
Burada ustalık, bilinç, akıl-fikir, yaratıcılık, gözlem, araştırma… ve yüzlerce binlerce faktör devreye giriyor.
Reklamcıların hayatını çok zorlaştırdığı kesin: Onlarca farklı cephede yüzlerce mikro-mücadele gibi. Her bir cephenin farklı dinamikleri, mücadele koşulları birbirinden apayrı.
Üzerine beyinlerin yakıldığı stratejiler, araştırmalar, bilgi-kültür-estetik birikimlerinizle hayata geçen reklam kampanyaları şimdi sadece bir parmak “kaydırmasıyla” uçup gidebiliyor. Sadece 2-3 saniye içinde tüketici ile “engagement” kurmak ve akabinde bunu sürdürebilmek zorundasınız.
“Reklamcılık” öyle bir iş, öyle bir meslek ki, YouTube sadece bu iş için özel tuş yapmış: “REKLAMI ATLA” tuşu var di mi, “SKIP AD” … Var mı mesela; “Tamirciyi ATLA” ya da “Market Alışverişini ATLA” diye tuş?
İşte aynı riskler reklam veren için de, markalar için de böyle dağ gibi duruyor. Reklam veren reklamcısıyla / iletişimcisiyle aynı yükü taşıyor ve omuz omuza riskleri paylaşmak zorunda. Hepimizin daha akıllı, daha öngörülü, her anlamda daha yaratıcı olmamız gereken zamanlar… yoksa; eskilerin dediği gibi “Vezir de eder rezil de…”