Sanıyorsunuz ki iki saat çektiğiniz baş ağrısı, diş ağrısı bizim yıllardır çektiğimiz ağrı ile eşdeğer, sanıyorsunuz ki çektiğiniz o ağrı ile bizi anlayabilecek noktaya geldiniz. Gelemezsiniz arkadaşım, seni hiç terk etmeyen bir ağrının ne demek olduğunu bilemezsiniz. Biraz empati lütfen.
Her şeyimiz planlı olmak zorunda, ağrının ne zaman geleceğini bilmediğimiz için planlarımızı yaparken kendimize geniş bir alan bırakmak zorundayız. Sizinle buluşma planı yaptığımız gün yataktan kalkmaya bile dermanımız yoksa “söz vermiştin ama” demenizin inanın hiçbir faydası yok.
Bizim çektiğimiz ağrıyı bilseniz, kafamızı yastıklara gömüp ağladığımızı duysanız bu dediğinizden utanırsınız. Bir mesaj, bir alo için bizi kırdığınıza değmez.
Gitmediğimiz doktor, ağrı merkezi kaldı mı diye sorsanıza. Ancak ağrı yönetimi maalesef ülkemizde çok yeni bir konu, tanı dahi koyulamadan yıllar geçirenlerimiz var. Biz de biliyoruz doktora gitmeyi, ama biraz da şans be.
Az önce bahsettim hayatımızdaki dengeden, gelemiyorsak, gidemiyorsak bu tembellikten değil. Bıçak gibi giren ağrıdandır büyük ihtimal.
“E ama hiç hasta gibi görünmüyorsun”, bunu o kadar çok duyuyoruz ki, keşke ağrıyı olduğu yerden çıkarıp da gözünüzün önüne koyabilsek. Korkudan 40 gün uyuyamazsınız.
Siz bu konuya fazla takıldınız farkında mısınız? Yahu ağrıdan ölmek üzere olduğumuzu, gözümüzü açamadığımızı daha nasıl anlatabiliriz? Ağrım olması sana karşı bir tavır geliştirdiğimden değil. Ağrım var, kendimi unutmuşum, seni mi düşüneceğim zalım insan?
Çünkü o yüzde 50’de “ağrı” var, onu düşünmekten başka bir şey yapamıyoruz. Dolayısıyla her alanda verimimiz %50 düşüyor, buna sen de dahilsin.
Hep orada olacak, kurtulamayacağız. Ömrümüz hep yeni bir şey bulundu mu acaba diye bakınmakla geçiyor. Bulunursa ıskalamayız meraklanmayın.
Yıllardan beridir bizimle birlikte olduğu için sanıyorsunuz ki artık mücadele etmeyi öğrenmişizdir veya alışmışızdır. Hayır ne alıştık, ne de öğrendik. Her defasında aynı şey…
O gün ne kadar mutlu, enerjik, hiperaktif olduğumuzu eminiz ki sizler de fark ediyorsunuz. Sakın bizi durdurmayım, yadırgamayın. Böylesini bir günü o kadar az buluyoruz ki, bize ayak uydurun.
Bundan daha büyük kötülük olamaz bize. Her zaman çağırın, sadece hayır dediğimizde bizi anlayın.
Patronların bizi işten kaytarmaya çalışan tipler olarak görmediği, iş arkadaşlarımızın “ohh hayat buna güzel valla” demediği, idare edilebildiğimiz, hoşgörü ile yaklaşıldığımız bir iş, iş yeri hayal ediyoruz. Belki çoğumuz sırf bu yüzden işsiz.
Bilsek ne güzel olurdu aslında, hayatımızı planlamamız çok daha kolay olurdu, ama olmuyor işte. Bir anda, davetsiz misafir gibi çıkageliyor.
Yani sizi oyalamaya, kandırmaya, yan çizmeye çalışmıyoruz. Bir avuç ilaç yutmuş olsak dahi ne zaman gideceğine dair en ufak bir fikrimiz olmuyor.
“Senin için çok üzülüyorum”, “ya yazık ama sana”, vb. sözlerinizin hiç yardımı olmuyor desek? Sadece bize anlayış gösterin kafi.
Ayrıca emin olun ağrı kesiciler konusunda sizden çok daha fazla bilgi sahibiyiz, sizden böyle bir beklentimiz yok.
Ne kadar sizi istemiyor gibi görünsek de, ihtiyacımız yok desek de, gerek yok di,ye diretsek de sizin varlığınızı bilmek bize iyi geliyor.
Belki bunu gösteremiyoruz, belki size kötü davrandığımızı düşünüyorsunuz ama öyle değil. Her şey için teşekkürler.