Açık Büfe: Yemek Yerken Kendini Kaybetmeye Bayılanların Bir Numaralı Tercihi

Hepimizin görünce aklını hafiften kaçırdığı bir yemek sunum şekli var: Açık büfe. Stand up şovlara bile konu olacak kadar bol malzeme sağlıyoruz. Açlıktan mı, telaştan mı yaptığımız belli olmayan hareketler sergiliyor, geçici olarak şuurumuzu kaybediyoruz. Biz de bu açık büfe olayını şöyle bir gözden geçirelim dedik:

"Şükran sen zeytinyağlılara git, ben de arkadan sessizce dolanıp ızgara bölümüne saldırcam!"

Evet, açık büfeyi gören bir ailenin saldırı taktikleri aşağı yukarı bu şekilde gerçekleşiyor. İnsan önünde yüzlerce çeşit yemeği görünce, sırada bekleyen diğer insanları düşman kuvveti gibi görüyor. Halbuki orada herkese yetecek kadar yemek var. Büfedekiler bitse bile mutfaktan yenisi gelecek. Olsun, önemli olan saldırmak!

"Doldur doldur. Şu pilavın yanına da azcık profiterol koy, üstüne de kısır serpiştir biraz."

Pilavın tane tane olup olmadığını saatlerce konuşan bir toplumun bir anda damak zevkinin yok olmasını görmek istiyorsanız derhal açık büfesi olan bir mekana koşun gidin. Orada insanların içinden çıkan yeşil devleri çok rahat görebilirsiniz.

"Pardon, sıra bizdeydi. O tabağınızdaki tavuğu şimdi sessizce yere bırakın!"

Açık büfe sırasında yaşanan tartışmalar, kolla ittirmek suretiyle büfeden uzaklaştırma ve çeşitli depikler bu işin bir parçası. Önemli olan 'Biz zaten evde de açık büfe yemek yiyoruz' der gibi cool takılmak.

"Aaa inanmıyorum, sigara böreği var orda. Hep denemek istediğim bir lezzet, gerçekten çok heyecanlıyım şu an!"

Büfede bulunan yiyeceklere hayatınızda ilk defa görmüş gibi davranmanız da bu işin kurallarından. Örneğin bir patates salatası ya da patlıcan kızartmasına 'Ballı Pekin ördeği yatağında haşlanmış salatalık kökleri' gibi bir muamele yapmalısınız.

"Ay tatile bi gittik, yemin ediyorum 5 kilo alıp geri gelmişim"

Acaba açık büfenin yanından ayrılmadığınız için olabilir mi? İnsan patates kızartması çıktı diye motor takılmış gibi denizden karaya 5 saniyede çıkabilir mi? 1 TL'lik makarna için keyfinizi bozmaya değer mi?

"Hanım bol bol sucuk doldur, biraz da şu sosislerden koy. Koy koy koy..."

Açık büfe yemek hizmeti veren çoğu yer, maliyet hesaplaması yaparken elbette ince ayarlar çekiyorlar. Örneğin kırmızı et mamulü sanılan yiyeceklerin bir kısmı hindi ürünü. Hindi de yenmeyecek şey değil sonuçta ama insan kendini kandırılmış hissediyor. Öyle değil mi?

"Immmmh valla çok lezzetli, ne güzel yapmışlar bunu böyle"

Tebrikler! Bazı otellerde (hepsinde değil elbette) özellikle, salata gibi karışık yiyecekler, bir gün önce yenmemiş başka bir yiyecekle birleştirilip yeni bir yiyecek yaratılır. Mesela artan pilavdan kadın budu köfte, makarnadan makarna salatası gibi şeyler. Tabii sakıncası yok diyenler de olabilir, bunu bilemeyiz.

"Şu turistler de ne biçim şeyler yiyor öyle ya. Kadın iki portakal, bi kek aldı oturdu yerine"

Evet, çoğu böyle. Yabancıların bizim kadar yemek kültürleri olmadığını biliyoruz. Ama bu, yiyeceklerinden fazlasını tabaklarına koymadıkları gerçeğini de değiştirmiyor. Adam gidiyor, iki tane şey yiyor. 'Doymazsam daha alırım, büfe kaçmıyor ki' diye düşünüyor. Büfe gerçekten de kaçmıyor...

"Kız o karpuzları ne güzel oymuşlar öyle?"

Onlar hep sizi teşvik etmek için işte. Bir açık büfenin olmazsa olmazı, meyve kimliğinden soyutlanıp heykele dönüştürülmüş karpuzlardır. Özellikle her şey dahil otellerin büfelerinde mutlaka bu heykellerden görebilirsiniz.

"Yavrum koş börek çıkmış. Şu sarışın kadını solla, kel adamı da dürt, doldur bi tabağa getir. Hadi annecim..."

Ya Allahım yarabbim... Kahvaltı yapmak için gidilen bir yerde Survivor yarışması düzenlemek ne kadar doğru? Zaten kahvaltı, ilk iki lokmada doyulabilen bir öğün. İnsanlar daha gırtlağındaki haşlanmış yumurta midesine inmeden börek de yemek istiyor, sosis de yemek istiyor, havuç da yemek istiyor.

"Bu kadar para verdik ama değdi doğrusu. Kim bilir ne kadar pahalıydı o şeyler, di mi Sami?"

Değil. Yediğiniz şeylerin hiçbiri, ödediğiniz paradan fazlası değil. Hatta epey bir daha azı. Sizin insan olarak yiyeceğiniz kapasite belli. Üstelik kalitesinden aşırı emin olmadığınız çoğu yer, peyniri ucuzluk marketlerinden alıyor. Yanına iki maydanoz, bi limon koyup dekor edince tabii siz de seviniyorsunuz.

Yemek bulunca ye, dayak görünce kaç!

İşte bizim düsturumuz! Aslında çok da yanlış olduğunu söyleyemeyiz, ne kadar da mantıklı bir laf. Ancak sırf evde kendimiz yapmadık diye yemeyeceğimiz şeyleri tabağa doldurmak da her şeyden önce israf, yazık. Ayrıca o büfeler zaten bizler için var. Hiçbir şey bitmez merak etmeyin, yenisi mutlaka yerine konulur. Önemli olan yemek yiyeceğim diye kendinize eziyet etmemeniz.

Afiyet olsun...

Popüler İçerikler

Devlet Tiyatrolarında Kriz! Genel Müdür Tamer Karadağlı'nın Açıklamalarının Ardından Oyuncular Tepkili
Vefatından İki Gün Önce Armağan Çağlayan'ın Programına Konuk Olan Metin Arolat'ın Sözleri Gündem Oldu
MasterChef'te Şef Mehmet Yalçınkaya'nın Yaptığı İmza Tabak Dalga Konusu Oldu!
YORUMLAR
15.12.2016

Cem Yılmaz dan alıntılar köşesi.

15.12.2016

Hiç sevmiyorum... Hele o aşçıbaşının tezgahın arkasından hin hin "Neler yediriyoz lan size" bakışı yok mu.... Örneğin: kadınbudu köfteye saldırırken o "üç günlük pilav bunun hammaddesi, kıyma kısmını hiç sorma al sen al" diye pis pis sırıtması (makarna salatası, piyaz vs saymıyorum bile) ... Zaten havuza da girmem. Sonuçta İzmirliyim deniz seviyom ben. Yaşasın çadır kampı :)

14.12.2016

Buna kısacası "açgözlülük" deniyor birde "bitecek" korkusu.

SEN DE YORUMUNU PAYLAŞ