-Nilgün dizisinde başrol oynadınız ve Bir Demet Yasemen müzikalinde Belgin Doruk'u canlandırdınız. Sanatın her dalında (resim, heykel, seramik) üretim yapan biri olarak, bu dalların Demet Sağıroğlu’na hissi nedir?
Demet Sağıroğlu: Sahne güç verir, atölye iyileştirir. Oyunculuk disipline sokar. Hepsi birbirini tamamlıyor. Şarkı söylerken açılıyorum, üretirken toparlanıyorum. Sahne, insanın duygusunu büyütüp dışarıya taşıdığı yer; atölye ise o duyguyu alıp içerde yeniden şekillendirdiği yer.
Atölyede kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilsin; orada sadece kendinle baş başasın. Sahne ise tam tersi, herkesle aynı anda buluştuğun yer. Bu iki uç arasında gidip gelmek beni canlı tutuyor. Birinde “kendime dönüyorum”, diğerinde “kendimden taşıyorum.” Oyunculuk da bana, kontrol etmeyi ve odaklanmayı öğretiyor; o disiplin, şarkıda da işime yarıyor.
Bazen, “Hangisi gerçek sen?” diye soruyorlar. Hepsi. Çünkü insan tek bir odada yaşayan bir şey değil. İnsan, farklı odaların ışığıyla kendini tamamlıyor.
“Burada benim köküm var, dilim var, hikâyem var”
-2014-2021 yılları arasında New York’ta yaşadınız. Türkiye'ye dönme fikri ilk ne zaman oluştu? Orada sizi çeken şey neydi? Türkiye’de ne ağır bastı?
Demet Sağıroğlu: New York bana sadeleşmenin bir eksilme değil, güçlenme olduğunu öğretti. Daha bilinçli seçimler ve daha geniş bir iç alan… Bu hem müziğime hem hayata bakışıma yerleşti. Orada kendimle yeniden tanıştım. Ne istemediğimi ayıklayınca, ne istediğim çok netleşti. Bu berraklık müziğime de hayatıma da geçti.
Orada anonim olmak bana büyük bir özgürlük verdi. Kimse benden “Demet Sağıroğlu” olmamı beklemiyordu; sadece insan olmama izin vardı. Bu da içimdeki sesi daha çıplak hâliyle duymamı sağladı. Bazen insan, kendini en çok “kimse senden bir şey beklemediğinde” görür. New York bana bunu verdi.
Türkiye’ye dönüş ise bir çağrıydı. Burada benim köküm var, dilim var, hikâyem var. İnsan bazen dünyanın en büyük şehrinde bile “kalbim başka yerde atıyor” diyebiliyor. Benim için ağır basan şey; aidiyetin sesi oldu. Ve bu dönüş, yeniden başlamak değil; zaten içimde çoktan başlayan şeyi yerine oturtmaktı.
“Zamanın içinden geçip hâlâ burada”
-Klasikleşmiş şarkılarınızın yeni jenerasyon tarafından bu kadar sahiplenilmesi size zamanın gardiyanını yendiğinizi hissettiriyor mu?
Demet Sağıroğlu: Zamanı yenmek gibi değil; zamanla anlaşmak gibi. Şarkıların artık bana değil, dinleyene ait olması çok kıymetli. Çünkü bir şarkı sizden çıkıp başka birinin hayatına girdiğinde, sizin kontrolünüzden çıkar ve özgürleşir. Bu özgürleşme bazen insanı hüzünlendirir ama aslında çok büyük bir mutluluktur da.
Genç birinin şarkılarımdan birini kendi hikâyesine yerleştirdiğini görmek, bir sanatçı için tarifsiz bir duygu. O noktada şarkı artık geçmişe değil, bugüne aittir. Bu da insanı zamanla barıştırıyor. “Zaman geçti” demiyorsun; “zamanın içinden geçip hâlâ burada” diyorsun. Ve bence sanatın en güzel yanı da bu; bir şeyin, senden bağımsız yaşaması.