Emperyalizm bayrağını indirdi ama o bayrağı indirenlerin torunlarını kendi kültürel hegemonyası altına aldı. 'Soft Power' dedikleri şey işte bu kadar korkunçtur: Seni dövmez ama seni kendi rengine boyar; seni hapse atmaz ama seni kendi diliyle konuşturup kendi hayallerini sana rüya diye pazarlar. Artık savaş gemilerine gerek yok; iPhone’un yeni modeli, 'sürdürülebilir moda' adı altında satılan köle emeği ürünleri ve 'story' paylaşma çılgınlığı, binlerce tanktan daha etkili birer işgal aracıdır.
Daha acısı ise bu deformasyonu yapanların sadece dışarıdan gelmemesidir. İçerideki işbirlikçiler, 68’in mirasını sömüren sahte solcular, cumhuriyetçilik maskesiyle nutuk atanlar... Hepsi aynı çarkın dişlileri. Gerçek direnişi 'sosyal medya aktivizmi' ile pasifize edenler, gençliği 'beğeni devrimi' gibi içi boş illüzyonlarla oyalıyorlar. 6. Filo’nun gemileri fiziksel olarak gitti ancak yerine gelen 'demokratikleşme paketleri', 'AB uyum yasaları' ve 'NATO bağımlılığı' zincirleri artık daha kalın ve daha görünmez.
Hikâyenin Devamını Yazacak Mıyız?
Zaman bu ihaneti öyle ustaca işledi ki, kimse aradaki farkı anlamadı. 68’li dede, torununa 'Biz o günlerde tam bağımsızlık için...' diye başladığında, torun kulaklığını takıp 'Tamam dede, çok duyduk bu hikâyeleri' diyor. Evet, artık bu sadece bir hikâye. Çünkü bu hikâyenin devamı yazılmadı. Yazılmadı çünkü kalem tutması gereken eller ekran kaydırıyor, haykırması gereken sesler 'beğeni' peşinde sönümleniyor, direnecek yürekler ise ya korkudan ya da konfor alanının uyuşukluğundan pas tuttu.
Bu bir tesadüf değil, bu yüzyıllık bir planın son aşamasıdır: Kendi düşmanını, kendi sistemine aşık evlatlara dönüştürmek. Gençliğin büyük bir kısmının 'geleceğim yok' derken aynı zamanda 'mutluluk' pozu vermesi, bu trajedinin en net resmidir.
Diriliş Tohumu
Ama unutmayalım; her deformasyon, en derin yerinde bir dirilişin tohumunu da gizler. Defolu olan tamir edilebilir, deforme olan yeniden forma sokulabilir. Yeter ki o eski ateş, konforun ve ekranların o sahte parıltısının altında hâlâ bir kor halinde saklı kalsın. Yeter ki bir gün, yeni bir kuşak çıkıp '6. Filo Defol!'un aslında ne demek olduğunu; bunun sadece gemilere değil, o gemilerin temsil ettiği tüm zihniyete, sömürüye ve kültürel işgale karşı bir duruş olduğunu hatırlasın.
Toplumsal sorumluluk, geçmişin küllerine bakıp ağlamak değildir. Geçmişin o kor ateşini bugünün dondurucu rüzgârına karşı korumak ve o ateşi yarının gençliğine, daha gür yanması için devretmektir.
Şimdi sıra bizde. Sıra; defolu olanı değil, bizi deforme eden bu leş sistemi, içimizdeki sahte kurtarıcıları ve dışımızdaki efendileri sorgulamakta. Bu sorgulama artık sadece bir haykırış değil, büyük bir hesaplaşma olmalı.
6. Filo fiziksel olarak gitmedi; zihnimize, soframıza, dilimize ve ruhumuza demirledi. Ama biz hâlâ buradayız. Ve bu sefer sadece gemileri değil, içimize sızmış olan tüm o paslı zihniyeti de defedeceğiz.
Ya bu ateşi hep birlikte yeniden yakacağız ya da tarihin tozlu raflarında 'emperyalizmin en başarılı ve en uslu kuşağı' olarak yerimizi alacağız. Tercih bizim, zaman daralıyor ve bu sefer yanan sadece gemiler değil, bizzat ruhumuzdur.